FATMA BAL

FATMA BAL

7 Kasım 2018 00:05:00

KELEBEĞİN DUASI....

         Toplum olarak tek gayemiz "kimseye muhtaç olmadan yaşamak" değil mi?

       Ailemizin ihtiyaçlarını karşılamak; kendimize ait bir göz oda, ayağımızı yerden kesen bir de arabamız olursa bizden iyisi yok muhabbetleri..

Ve karşılandıkça şiddeti artan ihtiyaç ve istekler.

2 oda olsa daha iyi olur aslında.

Bir de balkonu olmalı.

Çocuklara da bir oda.

Ee misafirler nerde oturacak.

Bahçe olmazsa olmaz.

Soba ısıtmıyor, doğal gazlı olsun.

Küçük geliyor artık büyük eve çıkmak lazım.

Bir ev yetmez, 2. ev..  doymaz ki gözümüz..

Daha arabanın modelini yukseltmek gerekir derken arkası gelmez ömür biter de ihtiyaç bitmez...

 

Çocuklarımız için de en iyisini isteriz ; sağlıklı olsunlar, derslerinde başarılı olsunlar.

Aman ders çalışsınlar da evde bize yardım etmesinler, gelen misafire hoşgeldin demesinler.

Ders çalıssınlar da odalarından çıkmasınlar.

Ders çalıssınlar da masaya bir tabak bırakmasınlar.

Yeter ki güzel bir meslek sahibi olsunlar, gerisi çok da önemli değil.

İyi bir meslek sahibi olduklarında hayatlarında hiç bir problem kalmayacak çünkü değil mi!

 

Herşeyin en iyisini isteriz hep..

Dertsiz, tasasız, sıkıntısızbir hayatın hayali ile planlar yapar, adımlar atar, yeri gelir sahip olduğumuz bazı ahlaki ve toplumsal değerlerimizden vazgeçeriz...

Çünkü akletmeyiz "Bilin ki; mallarınız ve çocuklarınız ancak bir imtihan konusudur. Allah yanında ise büyük bir mukafaat vardır." (Enfal/28) ayetini...

 

Bir telefon ile aldığımız davet üzerine  çaldığımız kapının ardında tam da bunun hikayesi vardı.

Ve buraya cümlelerle sığdıramayacağım, kelimelerle ifade edemeyeceğim elim bir hikaye.

 

Akraba bireylerinde genetik (Kelebek) hastalık olduğu için onlardan biri ile evlenirse kendi çocukları da hasta doğar korkusu ile yakınlardan gelen evlilik tekliflerini red edip hiç bir yakınlık bağı olmayan bir yabancı ile evlenen

ve korktuğu, yabancıyla evlenmesine rağmen malesef başına gelen bir anne..

Kelebek hastası olarak dünyaya gelen bir evlat..

Türkiye'de sadece 400 kişide görülen, tedavisi mümkün olmayan genetik bir cilt hastalığı.

Eklem yerlerinin bir yere sürtünmesinde veya meydana gelen baskılarla oluşan, bakarken yüreğinizin kaldırmayacağı derecede yaralar... 

Kelebek hastası minik çocuk 6 yıldır bu hastalık ile mücadele ediyor.

Ailenin maddi imkansızlıkları da cabası.

 

Günlük sadece 10 dk gün ışığı alabiliyor. Arkadaşları gibi istediği zaman her ortamda koşup oynayamıyor.

Ve malesef ağız içi de yara olduğu için sadece özel mamalar ile beslenmesi gerekiyor.

Ancak maddi imkanları mama almaya yetmediğ için günlerdir sadece süt tüketmekten ağrıyan karnı da annenin yüreğini yakıp kavuruyor.

Özel medikal çoraplar, eldivenler giyinmesi gerekiyor, yaralarına yapışmadan enfeksiyon kapmasını önlemek için.

Enfeksiyon kapmasına neden olacak herşeyden uzak, hijyenik bir bir evde yaşaması gerekiyor.

Kışın soğuk olmayacak, yazın sıcak olmayacak bir ev.

Vücudun yaraları kabuk baglayıp düşerken çektiği acıları anlatmak tarifsiz.

Ömür boyu özel bakım isteyen bir çocuk.

Maddi olarak herşeyini kaybetmiş bir aile.

Çaresizlikleri vardı tozlu, sobalı küçük bir evin ardında.

 

Medikal çorap alamadığı için alalede çorap giydirmek zorunda kalmış çocuğun ızdırapları ile göz yaşları ağlamaktan kurumuş anne.

Zira her gün aynı senaryo.

Çocuğun medikal olmayan çorap kullanılması hasebiyle çorap yapışır yarasına.

Çıkarırken çok canı yanar.

 Ellerini açar semaya " Allahım bana sabır ver, hastalığıma şifa ver"diye dua eder.

Çocuğun duası yükselir semaya, annenin feryatları..

Kendisi minik, yüreği kocaman çocuk..

Ah çocuk, daha 6 yaşında Allah'tan sabır dileyen çocuk.

Hayatın Kelebekler gibi renkli olsun da ömrün Kelebekler gibi kısa olmasın.

Kelebek hastalığın şifa bulsun..

 

Yorumlar

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları