Eray İspir

Eray İspir

17 Ekim 2020 00:06:00

BİR ZAMANLAR ANADOLU'DA

Temmuz- Ağustos aylarının sarı sıcakları. Kollarında azık çıkını, içinde haşlanmış yumurta, birkaç baş kuru soğan, sırtlarında bebeler…

Güneş yüzünü göstermeden dökülürler, tozlu yollara. Tarlalarına giderler. Güneşi batırmadan da dönmezler köylerine. İki büklüm belleri, nasırlaşmış ellerinde orak, sıcak beyinlerinin içinde ateş. Ekin biçer köylüler…

Yığınlar yapılır biçilen ekinlerle. Başaklar içeri saplar dışarı. Yığınların gölgesine, altlarına bez yerine höllük toprağı konulmuş, eski bir çarşafla da kundaklanmış bebeler yatırılır. Gözlerini, burunlarını sinekler yer. Acıkır, ağlarlar. Seslerini kimse duymaz. Arada bir analar yoklarlar bebelerini, ana yüreği. .Pörsümüş memelerini dayarlar ağızlarına bebelerinin. Soğurmaktan yorgun düşer, uyur kalırlar.

Ömer Bedrettin Uşaklı’nın dediği gibi:

Urban yama yama

Gönül koyma akşama

Güzel çocuk ağlama

Anan orak biçiyor

Ekinler oraklarla biçilmiş, sıra harmana gelmiştir. Yığınlardan gıcırtılı kağnılara yüklenir başak dolu ekin sapları. Kağnıları harman yerine bir çift yorgun öküz çeker. Saplar serilinceye kadar çöküp dinlenirler. Önlerine su, saman konulur. O kadardır hakları. Sonra dövene koşulacak, harman dönülecektir.

Yabalarla aktarılır ekin dolu saplar. Döndükçe döven, ezilir çöker oturur harman. Başak ta bırakır gönlüyle kapçığını.

Erkekler şapkalarının altındaki mendillere silerler terlerini. Su dolu çam bardakları başlarına diker, göğüslerine döke döke içerler.

”Acı acıya, su sancıya”.

Güneş “Bana müsaade” deyip, tepelerin ardında kaybolurken ılık bir rüzgâr çıkar. Harman savurması başlar. Bulutlara savrulur harmandaki tınaz. Buğdaylar sarı sarı düşerken yere, samanlar sakin sakin az ileriye konarlar.

Önce samanlar çetenlerle samanlıklara taşınırken, buğdaylar şinik şinik doldurulur çuvallara.

İşi bitmiştir köylünün. Kazançları yükte de ağırdır, pahada da…

Kış önceleri Güneşin arkasına saklamıştır kendini.

Daha sonra çıkar ortaya. Canı ister kar olur tozar. Canı ister yağmur olur yağar. Bazen sinirlenir eser gürler.

Kış gelmiş, köylünün sesi soluğu kesilmiş, ocaklarının başına büzülmüş, küçülmüştür. Ancak beş numara gaz lambasının ışığında gölgeleri büyür devleşir.

Kara kış çatar karakaşlarını, kar olur yağar, kapatır yolları.

Un biter, bulgur biter, komşuların kapıları çalınır. Elleri göbeklerinde, boyunları bükük.

Ama yinede umutludur köylüler.Baharı bekler.

Bir gün Güneş, gülerek yüzünü gösterir. Kara kışa:

“Ben gittim sen geldin. Şimdi sıra bende, sen git artık ben geleceğim” der.

Köylüye can gelir. Karlar erir, sular tüter. Ağaçlar yapraklanır, otlar biter. Tohumlar toprağa düşer. Ekinler yeşerir,sararır buğdaylar.Hasat yeniden başlar…

Temmuz- Ağustos aylarının sarı sıcakları. Kollarında azık çıkını, içinde haşlanmış yumurta, bir kaç baş kuru soğan, sırtlarında bebeler, Güneş yüzünü göstermeden dökülürler tozlu yollara.Tarlalarına giderler. Güneşi batırmadan da dönmezler köye. İki büklüm belleri, nasırlaşmış ellerinde orak, sıcak beyinlerinin içinde ateş. Ekin biçer köylüler…

Böyledir işte bu düzen. Yaz gider kış gelir. Kış gider yaz gelir.

DOĞAN BÜYÜR, BÜYÜYEN YAŞLANIR, YAŞLANAN ÖLÜR…

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları