Sinem Kırıcı

Sinem Kırıcı

12 Ekim 2020 00:00:00

Dostluk ve Dostluğun Devamlılığı

Dostluk, bir kişinin hayatında sahip olabileceği ve sahipleneceği en önmeli kriterlerden birisidir. O, oluşması gereken bir sanat eseridir insanın yüreğinde, beyininde, bedeninde ve ruhunda yaratabileceği! Doğal olarak biz insanların bu evreye gelene kadar bir sürü yaşamsal sınavlardan geçmesi gerekmektedir. Ve yine dostluk bir okulun devam gibidir. Aralıksız devam edilmek zorunda olan bir süreçtir. Bir öğrencinin devamsızlıktan sınıfta kalması ile bir dostluğun devamlılığı veya devamsızlığı istisnalar dışında aynı şeydir. Bir öğrenci ne kadar sınıfını geçip hedefe odaklanarak derslerine çalışırsa, o hedefe ulaşmasıda mümkün olacaktır.Dost olamak ve dost kalmak güzelliğidir hayatın en baş köşesinde kalması gereken. Yaşamsal çevreye göre her gün onlarca, yüzlerce hatta bazen binlerce insanla da karşışalaşabilirsiniz, ama bunlardan çok azıyla dost olma ve kalma imaknına sahip olabilirisiniz. Çünkü zaman ve şartlar buna el vermez, el verse de herkesle yeterli iletişimi kurma imkanı elde edemezsiniz. Ama bütün bu kışıtlı şartlara rağmen dost edinirsiniz, dost olursunuz ve dost kalırsınız. Bunun tersini iddia edenler „zır cahillerdir“. Tabii size sıradan bir tanıdığınız bile „zamanım yok, bu aralar çok meşgulüm, hanımım veya eşim rahatsız, gelen gidenimiz çok oluyor gibi vs bahaneler üretiyorsa gülerek ve dalga geçerek gidin ve bir daha gördüğünüzde de „iyi günler“ bile demeye tenezzül etmeyin. Marcel Proust’un da vecize olarak tarihe geçen şu sözlerini onun/ karşınızdakinin suratına patlatın. M. Prosut diyor ki; „size zamanım yok diyen birisinin, size değil başkalarını kendi önceliğine aldığından dolayı, sizi es geçer.“ Yani bir konuda öncelik ve size verilen bir değer sözkonusu olduğu için bir ölçüm yapmaktadır karşınızdaki size verdiği değere ve önceliklerine göre.O halde böyle insanlardan dost olmak ve kalmak olmaz ve olamazda. Dost olmayacak tipleri ve kişileri ise kendi hayati tecrübelerime dayanarak ve bir genelleme yaparak ben de kendi kriterlerime göre aşağıda ki noktalarda toparlamaya çalışacağım.

 Dost olamayacağımız insanlar;

 - feodal ilişkilerden kopmamış, kopmak istememiş, kendi rahatına düşkün kimseler,

- olabilirdi, yapılabilirdi, aslında olması gerekti, diyerek hem kendini hem sizi oyalamaya çalışan kendini bulamamış

kimseler,

- kendi akrabalarını ön planda tutan, taraflı, gözlerine at gözlüğü takarak sadece kendi doğrularını yorumsuz

savunanlar,

- çevre ne der, ama herkes böyle, bir toplumun içinde uyulması gereken kurallar vardır diyenler,

- akşam veya bir kaç gün önce söyledikleri feodal karşıtı söylemlerin tersini yaparak davranışını değiştirmeyenler,

- kendini ilerici göstererek kendi ailesinde ve sosyal çevresinde hiçte ilerici olmayanlar,

- beyinin veya hanımının bütün gerici vasıflarına göz yumanlar,

- ikiyüzlü oynayanlar, düşünceleriyle kendini ilerici zannederek hiçte ilerici olmayanlar,

- zaaflarına köle olanlar, ailevi de olsa ilişkileri karşılıklı çıkara dayananlar ve dayatanlar,

- ailenin aslında gericiliğin bir kolu olduğunu kavramayanlar ve Engels’in „Ailenin ve Özel Mülkiyetin Temeli’ni“

bilmeyenler ve öğrenmek istemeyenler,

- geleneklere, gerici normlara karşı gibi durarak gelenekçiliklerinden aslında hiçte kopmak istemeyenler,

- sonradan görmeler, yerden örmeler ve fikrinden negatif olarak dönenler,

- kuşaktan kuşağa birikimi olmadan, bir temeli olmayan ve kendini aydın görenler,

- aydın olmanın en az beş kuşak süreçten sonra gerçekleşeceğini öğrenemeyenler,

- dünyayı algılayıp yorumlamak için çok geniş boyutlu bir birikime sahip olmadan dünyanın değişeceğine inananlar,

- kişiliklerinde ve davranışlarında tutarsızlığı ilke edinenler,

- kendini dev aynasında görenler,

- aklın ve mantığın işlemesi için sadece meslek öğrenerek kendini bilgili görenler,

- her konuda fikir belirtmeyi bilgiliyim derecesine götürerek ukalalıklarını ön plana çıkaranlar,

- dost olmak ve dost kalmak için sizi ayda en az iki üç defa aramayan ve sormaynlarla ne dost olun, ne de dost kalın,

- böyle kişilerin verin dostlukta yetersizlik tasdiknamesini ve gönderin ait oldukları yere. Onlar ancak kendi küçük

dünyalarında büyük dev aynaları arayabilirler. Bulabilirler mi? Hayır! Bilim buna olumlu bir cevap vermez!

Sayabildiğim ve ilk etapta aklıma gelen noktalar bunlar oldu dostluk üzerine benim için. Bu konuya bu gün neden mi geldim diye bir soru gelecekse de hemen cevaplayayım!

Uzun süreden beri bu konu üzerine kısa bir not yazmak istemiştim ve bu güne denk geldi bunu yazmak. Otuz yıldan fazla bir süredir Avrupa’da yaşıyorum ve özellikle islam coğrafya’ından gelen insanların birmilyonda 9999 binin hala feodal bir kafayla yaşadıklarını gerek mesleki olarak, gerekse yer yer arkadaşlık ederek gözlemlediğim kesin sonuçlardan elde ettiğim alan taramalarından öğrendim. Senin dostun, çok güvendiğin var mi diye bir soru daha soracak olanlara kesinlikle var derim, ama bir elin parmakları kadar. Üç Alman ve beş tanede yabancı olmak üzere güvendiğim çok sağlam dostluklarım var. Onlar kendilerini çok iyi biliyorlar, çünkü onların da hiç birisi feodal değiller artık. Çünkü onlar da benim gibi feodal zincileri hem kafalarında, hemde yaşamlarında ve davranışlarında kırarak parçalamışlardır.Dost olmak ve dost kalmak kolay değil, ama onları arayın ve onlarda sizleri arasınlar. Hayatımda tek pozitif tarafım olarak gördüğüm feodal ilişkilere karşı 13. yaşımdan beri direnerek mücadele ediyorum ve de edeceğim. Şu anda ki çevremde hiç bir feodal kimse bırakmadım ve onları birer birer temizledim, bazen yolda geçip giderken kibarca bir „iyi günler“ dilemenin dışında silinmişlerdir onlar hayatımdan. Ve dostluğun devamlılığı ancak yüreği ve ruhuyla bir bütünlük olusturan „güzel yürekli insanlar da“ bulabileceğimiz bir hayat reçetesidir.Bir defa da üzerine basa basa vurguluyorum, sizi ayda en az bir iki defa arayıp sormayan, bunun altını bahanelerle doldurmaya çalışan düzeysiz ilişkiler ne sizi, ne de karşınızda ki şahsı dostluk mertebesine çıkaramaz.Saygılar o benim büyük dostlarıma! İyi ki feodal ilişkileri sıfırlamışsınız yoksa birbirimize bu kadar ısınamazdık!

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları