MUHAMMED RIDVAN SADIKOĞLU

MUHAMMED RIDVAN SADIKOĞLU

2 Eylül 2020 00:16:00

Feraset ve basiret düşmüşse nasibine

Sana verilen fazlalık ( temel ihtiyaçların dışındaki herşey) başkasını tamamlaman için sana teslim edilmiş bir emanettir. Zira diğerinin ihtiyacını karşılamaya muktedir kudret; onu yoklukla, seni ise varlıkla imtihan eder. Onun imtihanı sabır, senin imtihanın ise infaktır.

Bu yüzden sana verilen nimetlerin hiçbirinin şükrü dille olmaz. Dil sadece hâle tercümandır. Yani sana verilen üstünlük “böbürlenesin, üstünlük kurasın, kibir duyasın” diye verilmemiş bilakis “eksiği olanın eksiğini tamamlayasın” diye verilmiştir.

Daha da açarsak eğer; çok iyi okumak ise nasibin yaşadığın çağı aydınlatmak için çırpınmak, hatta bir tık yukarı çıkıp bu çırpınmayı haykırmak şükürdür.

İlim ise nasibin hal diliyle âmil olup ilmini önce yaşayarak, sonra aydınlatarak hem hâliyle (hâl=davranış) hem de kâliyle (kâl= kelime) yaşadığın çağın karanlığına ışık tutmak şükürdür.

Feraset ve basiret düşmüşse nasibine akli selim bir şekilde sorun ve çıkmazlara çözüm bulabilme sancın şükürdür. Fen ve bilim ise nasibin bilgiyi insanlığın yaşadığı sorunları çözmek için kullanman ve bunun için geceni gündüzüne katman şükürdür.

Bir öğretmen misin mesela sana emanet edilen çocukların geleceğini sevgi, şefkat ve merhamet tohumları ile yeşertmen şükürdür.

Bir doktor, sağlık çalışanı isen sana gelen dertlinin derdine deva olmak, onun şifasına vesile olmak için kıvranman şükürdür.

Hakim, savcı, avukat isen sana emanet edilen adalet terazisini dengede tutmak için ortaya koyduğun çaba şükürdür.

Evin erkeği veya kadını isen eşine, çocuklarına merhametli davranmak, adil olmak ve evini sevgi yumağı haline getirmek sana emanet edilen aile emanetinin şükrünü eda etmektir.

Sayısını çokça artırabileceğimiz bu davranışlar silsilesi bir zincirin halkaları gibi fertten başlayarak toplumun en büyük kitlesine doğru ilerler ve en zayıf noktada zincir kopar. Zira zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür.

Ayrıca bu tespite eklenmesi gereken en önemli husus kanımca Rahman’ın rahmeti gereği şükrünü eda ettiğin her nimet için yeni nimet kapılarının ardına kadar açılmasıdır.

Kimbilir belki de bu yüzden “şikayet edene nimet kapısı açılmaz” demiş arifler.

Ömür, sağlık, evlat, mal, mülk, akıl, idrak, güzellik hepsi Allah'ın insana verdiği birer nimet ve emanettir. Ben kazandım zannettiğin malı da, dikkat ettiğin için uzadığını sandığın ömrü de, gayret ettiğin için elde ettiğin vehmine kapıldığın başarıyı da lütfeden Allah'tır.

Gel gör ki, insan en çok kendini ortak koşar Allah'a!
Ben elde ettim.
Nasıl?
Aklımla.
Aklı kim verdi?
Allah…
Ben kazandım.
Nasıl?
Gayretimle.
Gücü kim verdi?
Allah…

Şeyh Şiblî'yi diyor ki:

Şükür nimeti değil nimeti vereni görmektir! O'nun verdiği nimetle O'na isyan etme! Bu mümkün müdür? El, ayak, göz, kulak, mal, mülk, hepsi birer nimet...

Hangi günahı onun verdiği bu nimetler olmadan işleyebiliriz ki? “Ey güzel Allah'ım” diyesi geliyor insanın, “sana isyan etmek için bile sana muhtaç olan kullarını sana kulluk yolunda bir an sensiz bırakma!”

İnsan Allah'a ortak koşuyor ve günah işliyorsa, diliyle hangi güzel cümlelerle şükrederse şükretsin, aslında isyandadır. Şükür sadece dil ile olmaz. Her nimetin şükrü kendi cinsinden olur, buyurmuşlar zira.

Yürüyebilen ayak nimettir. Buna dil ile hamd gerekli ama eksiktir. O ayakla yasaklanan yere gitmemek şükrün gereğidir. Emredilen yerlere emredenin rızası için gitmek ise ayakların şükrüdür.

Dilimiz en güzel cümlelerle zenginliğimize şükretse de, o şükür; malımızın zekâtını vermiyorsak yalan, harama harcıyorsak isyan, hayırda harcamıyorsak noksandır.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları