Anıl Özmutlu

Anıl Özmutlu

25 Haziran 2020 00:16:00

GÜVEN

 

            Hekimlik zor meslektir.

            Hekime gitmek daha da zordur.

Hiç tanımadığınız bir insana gidersiniz. Sağlık problemlerinizi, en özel, en mahrem bilgilerinizi korkusuzca açar anlatırsınız.

Bazen kendinize bile anlatmadıklarınızı hekiminize anlatmak durumunda kalırsınız. Tüm çıplaklığıyla.

Onun için bir hekime gitmeden önce iyi araştırır, sorar, hekim hakkında detaylı bilgi alırsınız.

Burada merak ettiğiniz aslında doktorun ne yaptığı, nasıl yaptığı falan değildir. Nerede çalıştığı, hastanenin durumu gibi detaylar çok daha az önem arz eder.

Peki neden bu kadar araştırma?

Ne bulmayı umuyorsunuz?

Elinize ne geçecek?

Aslında ulaşmaya çalıştığınız tek sonuç var temelde.

Güven…

Karşılıklı güven…

Sadece sizin doktorunuza güvenmeniz yetmez. Doktorunuzun da size güvenmesi gerekir.

Yoksa verdiği tedaviyi uygulamayacağını, yapacağı ameliyatın sonrasında önerilere uymayacağını ya da bulunduğu tavsiyelerin kulak arkası edileceğini bile bile, sonucunda da hastasını tedavi edemeyeceğini bile bile hangi hekim hasta tedavi etmek ister. Ya da ameliyat yapıp bunca riski almak ister.

Bir hekim için çalıştığı ortam, hastane, sağlık ocağı çok önemlidir. Hatta emin olun hasta olarak sizler için olandan daha önemlidir.

Sizler gittiğiniz hekimin çalıştığı hastanenin fiziki şartlarına, teknik donanımına, hemşirelerin, sağlık memurlarının, personellerinin nasıl çalıştığına olabildiğince dikkat etmeye çalışıyor ve gideceğiniz hastaneyi de ona göre tercih ediyorsunuz.

Biz hekimler ise sizden çok daha detaylı düşünüp sizlerin aklına bile gelmeyecek ayrıntılara takılıyoruz. Çünkü bizlere güvenerek gelen hastamızla maksimum ilgilenebilmek, onlara en iyi seviyede hizmet sunabilmek, şifalarına kavuşmaları adına vesile olabilmek bizim için çok önemli.

Zaten mesleğimizin gereği bu değil mi?

En önemli kısmı da empati yapabilmemiz.

Hem insan olarak , hem de hekim olarak.

Bir hastaya “senin ameliyat olman gerekiyor” cümlesini kurarken “aynı hastalık benim annemde olsa, babamda olsa, çocuklarımda olsa yine de ameliyat önerir miydim?” sorusu beynimizde dönüp duruyor sürekli.

Reçete yazarken de farklı bir durum olmuyor emin olun. Sizlere yazdığımız reçetelerin aynısını kendimize ve yakınlarımıza öneriyoruz.

Bir soru daha soralım mı?

Ameliyat olmam gerekse şu anda bulunduğum hastanede mi ameliyat olurdum?

Ya da rahatsızlığım olsa bu hastanenin doktoruna mı gelirdim?

Hatta  hasta olsam kendime muayene ya da ameliyat olur muydum?

Aslında hastalanıp doktora gittiğiniz ve muayene ve tedavi olduğunuz o kısacık zamanda ne çok şeyler dönüyor perde arkasında değil mi?

Ne çok sorular ve cevaplar dönüyor beynimizde?

Tüm bu sorulara cevap bulamadan ne yazılan reçeteyi alıyoruz, ne önerilen tedavi ve tavdiyelere uyuyoruz, ne de önerilen ameliyatı kabul ediyoruz.

O zaman şimdi asıl sorulara gelelim ve herkesten kendi içinde bu sorulara cevap vermesini bekleyelim. Kimseye anlatmaya gerek yok. Zaten doğru, dürüst, düzgün bir insan isek kendi içimizde doğru cevapları çok rahat verebiliriz.

Başımız sıkıştığı, ihtilafa düştüğümüz bir konu olduğunda kime danışalım?

Ülkede yargı bağımsızlığı gerçekten var mı?

Bizlerin yargı yolundaki en büyük yoldaşlarımız olan avukatlar neden yürümek zorunda kaldılar?

Baroların başındaki isme barolar ve avukatlar güvenmiyor mu?

Avukatlar bile savunma için yürüyorlarsa bizlerin savunma hakları nasıl korunacak?

Avukatlar gerçekten adalet sistemimize güveniyorlar mı? Eğer güveniyorlarsa neden eylem yapıyorlar? Onlar bile güvenmiyorlarsa bizler nasıl güveneceğiz?

Bu gidişin sonu ne olacak?

Hadi bakalım şimdi sıra cevaplarda…

İç hesaplaşma zamanı…

********************************************************************************

Aklınızda bulunsun:  

Güven ayna gibidir. Bir kez çatladımı, hep çizik gösterir.

Yorumlar

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları