BARIŞ KAYA

BARIŞ KAYA

9 Ekim 2019 00:00:00

Hasan Sabbah/ Haşaşiler

Hiç düşündünüz mü, ölümden korkmayan birini neyle tehdit edebilirsiniz?

Onların kim olduklarını asla bilemezsiniz.

Onları tanıyamazsınız. Kim olduğunu anladığınız da artık ölüsünüz demektir.

Öyle bir düşman düşünün ki, isiminin anıldığın da korkunun tadı hissedilir. Başkalarına göre haşaşiler. Kendilerine göre Nizâriler. 

909-1171 yılları arasında Kuzey Afrika, Mısır, Küfe, Basra, İran'da hüküm süren bir Şii Devleti. Bu Devletin Fatimi halifesinin imamet (idare etmek) tevcihini (makam rütbe vermek) büyük oğlu Nizârdan alarak küçük oğlu Mustali'ye vermesi üzerine yönetime baş kaldırmış, Nizâra sadık kalanların özerkliğini ilan ettiği bir anlamda hem sünni, hem şii, hemde İsmaililer ile sorunlu bir gruptur Haşhaşi oluşumu. İsmaili mezhebi de zaten o gün olduğu gibi bugün de İslam'a göre Batıni bir inanç, siyasi oluşum ve düşünce akımıdır.

 Hasan Sabbah 11.yüzyılın ortalarında İran'ın kum şehirinde dünyaya geldi. (Bu şehir aynı zamanda İran İslâm devriminin çıkış başlama noktasıdır) Sabbah 17 yaşına kadar astronomi, matematik, metafizik gibi birçok ilim dersleri alır. Hayatı boyunca hiç evlenmemiş.Küçük yaşlardan itibaren ileri zekalı biri olarak görülmüştür. Öyle hırslı, ego sahibi biridir ki, kendine 'el- muntakım' lakabını kullanmayı seçer. Bu "zarar veren, bedel ödeten" anlamına gelir. Bilindiğinin aksine bu oluşuma 'haşaşiler' adını Sabbah değil, düşmanları vermiştir.

Hasan Sabbah, önce kendisine dik yamaç ve yüksekliği 2000 metreyi aşan sarp kayalıkların zirvesinde bulunan bir kale seçer. Alamut kalesi. Burası kartal yuvası olarak da anılır. Burada genç yaştaki erkek çocuklara halen daha sırrını koruyan nitelikte eğitimler vermeye başlar. Bu eğitimler yakın dövüş, hançer, kılıç kullanımı, Din, Felsefe, Matematik gibi eğitimlerden oluşur. Sabbahın yetiştirmiş olduğu bu fedailerin görevi sadece suikast üzerine değil, aynı zamanda sızmış olduğu ülkelerde bazen sufi bezen de ordu içerisinde yükselecek niteliklerde bir asker olabiliyorlardı. 

Burada müritlerine uyuşturucu vererek onların beynini yıkadığı gibi düşmanları tarafından uydurulmuş birçok farklı aslı olmayan söylentiler vardır. Ama bu konuda hiçbir kanıt yoktur. Zira Alamut kalesi yıkıldığında da bahsi geçen ırmaklara, bahçelere falan da rastlanılmış değildir. Verilen eğitim tam bir disiplin ve öğreti üzerine kurulu felsefe içermektedir.

Sabbah burada günümüz Mossad, KGB ajanlarına bile taş çıkartacak ajanlar yetiştirir.

O dönemde Büyük Selçuklu İmparatorluğu da Sabbahın düşman listesindedir. Bu ajanların düşmanları üzerinde bırakmış olduğu etki sadece yapmış olduğu suikastlar değil.

Fedailer görevlerini tamamladıktan sonra bile asla kaçmaz oldukları yerde kalır ve düşmanlarına 'biz ölümden korkmuyoruz' mesajı verirlerdi. Bu düşmanlarının üzerinde korkuyla birlikte bir saygıyı da beraberinde getirmesinde etkili olurdu. Onlar herkes'ti. Bir çiftçi, dilenci, vaiz, aşçı, seis her kılığa girebilen donanımda fedailerdi. 

Büyük Selçuklu Devleti'nin hükümdarı Melik Şah'ın veziri olan, Nizamülmülk'ü öldürürler. Yaptıkları sayısız suikast bunlarla sınırlı değil.

Ortadoğu'da İslam, hristiyan devletlerinde korku salmadıkları saray ülke yoktur. Devlet adamları öyle korkmuştur ki, herkes birbirinden şüphe eder hale gelir, hükümdarlar korumalarının yanında bile zırh ile gezmeye başlar.

1'092 Nizamülmülk'ü, 1'103 Hums hükümdarını, 1'108 Isfahan kadısını 1'113 Musul valisini, 1'121 Fatimi vezirini, 1'126 Yine Musul valisini, 1'127 Selçuklu vezirini, 1'130 Fatimi halifesini,(kendi halifeleri) Kudüs kralı Kongrad'ı 1'136 Abbasî halifesi, 1'200 Harezm vezirini öldürürler. Hristiyanların ünlü tapınak şövalyeleri bile bu uzun listeye dahildir.

Hasan Sabbah 70li yaşlarda kalesinde ölmüş olsa da, örgüt faaliyetlerini Raşidüddin Sinan ile yine etkili bir şekilde yürütmeye devam eder.

Rivayete göre birgün Mısır ve Suriye'yi Haçlı ordularından kurtaran Selahaddin Eyyubi'nin huzuruna bir Hâşaşi fedaisi gelir. Ona oldukça önemli bir mesaj getirdiğini ama bunu sadece kendisine söyleyebileceğini söyler. Eyyubi, 'peki' der. Odadaki en güvendiği, uzun yıllardır yanında olan en iyi,

en cevval iki yakın koruması

dışında herkesi dışarı çıkartır. Haşaşi fedaisi onların da çıkmasını ister. Bunun üzerine Eyyubi 'onlar bana oğlum kadar yakındır, her sırrıma vakıf emin kişilerdir' der. Oda da sadece Hâşaşi fedaisi, Eyyubi ve iki yakın koruması kalmıştır. Fedai, Eyyubi'ye sorar. 'Madem onlara bu kadar güveniyorsun; O halde emir ver onlara beni öldürsünler.' Eyyubi, emri verir. Ama 'oğlum' dediği korumalar kıpırdamadan durur. Fedai, gülümser ve 'peki ya ben seni öldürmelerini söylemiş olsam' der demez, Eyyubi'nin o güne dek kendi koruması sandığı askerler hançerlerini çekerler. Eyyubi, korkmuştur ve gerekli mesajı almıştır. O günden sonra Eyyubi, Haşaşiler'e dokunmaz. Ve ne gariptir ki, ileriki yıllarda Eyyubi aynı zamanda, Haşaşiler'in de düşmanı olan Fatimi Devletini yıkan kişi olur. 

Sonrasında Alamut kalesi, o dönemlerinin en büyük gücü olan; Ülkeleri, kıtaları feth eden Moğol imparatorluğu, Cengizhan'ın torunu, Hülagü han tarafından yerle bir edilir.(1,258) Böylece uzun yıllar süren Hâşaşi oluşumu dağılır. Hasan Sabbah'ın torunları olan Ağahan ailesi günümüzde İsviçre'de yaşarlar. Bu aile 1940-50li yılların Dünya zenginler sıralamasında ilk sıralardadır.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları