Ahmet Kolsuz

Ahmet Kolsuz

21 Kasım 2018 00:05:00

HÜRRİYET ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Hürriyet soyut ve içeriği doldurulması gereken bir kavramdır. Hürriyetin, objektif ve sübjektif yönleri olmak üzere farklı farklı tanımlamaları yapılmakta; kapsamı ve sınırları insanların dünya görüşüne göre değişmektedir.

Hürriyet, soyut bir kavram olmasına rağmen sosyal hayatın gerçekliği, onu bu soyutluktan çıkarmaktadır. Burdeau’nun belirttiği gibi: hürriyet eğer sosyal gerçeklik ile karşılaşırsa parçalanır, ufalanır ve çeşitli biçimlere bürünür. Nitekim hürriyet ile sosyal hayatın kesiştiği bu noktada hürriyetin sınırı da kapsamı da yavaş yavaş belirmeye başlar.

Hürriyetin sosyal gerçeklik ile karşılaşması sonucu onu bir cümlede açıklayacak birtakım tanımlar yapılmaya başlandı. Örneğin, 1789 İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisinde yer alan ve sonradan birçok Anayasalarda geçen klasik hürriyet tanımı şöyledir: ‘Hürriyet, bir başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmektir.’ Bir başka tanımı da Montesquieu yapar: ‘Hürriyet, kanunların müsaade ettiği her şeyi yapabilmek hakkıdır.’ Hürriyeti bu şekilde çerçevesi belirli tanımlara sığdırma gayretlerinden hangisi, insan onurunun gereği olan hürriyetleri anlamamızı sağlar?

Burada Montesquieu’nun yaptığı tanım çerçevesinden ilerlemek istiyorum. Montesquieu yaptığı tanımda hürriyetin sınırını, kanunun belirlemesi gerektiğini belirtmektedir. (Burada hukuk-kanun ayrımına girmeden bu değerlendirmeyi yapmaktayım.) Montesquieu, şüphesiz kanun ve hukukun üstünlüğü olmadıkça bir hürriyet düzeninin kurulamayacağını ifade etmek istemiştir; bu düşüncesi Roma hukukunda şöyle ifade edilmekteydi: Sub lege libertas; yani kanunun olmadığı yerde hürriyet de olmaz. Özgürlüklerimizin yazılı bir metne bağlama girişiminin ne gibi fayda ve zararları olabileceği hususu ayrı bir konudur.

1789 Fransız İnsan Hakları Bildirgesi çerçevesinde ilerlediğim vakit; hürriyetin sınırını bir başkasının göreceği veya görme tehlikesi ile karşılaşacağı zarar çizmektedir. Peki bu zarar ortaya çıkmadan hürriyetin sınır çizilebilir mi? Ya da hürriyetin sınırını bu zararın çok gerisinde bırakıp daraltıcı bir şekilde bu sınır çizildiğinde insan onurunun gereği hürriyetler gereği gibi kullanılabilecek midir?

Hürriyetin soyut bir kavram olmaktan çıkıp sosyal hayat gerçekliği ile kesiştiği noktada bu sürtünmeden doğan ısı bize bir enerji kazandırmaktadır. Bu enerjiyi doğru kullanıp iyi bir netice almak gerekmektedir. Bu noktada yapılacak iş: Hürriyetleri, hukuk ile birleştirmek… Bu birleşme sonucunda sürekli aklımızda tutacağımız temel ilkelerimiz: hukukun üstünlüğü ve hürriyetler lehine yorum ilkeleri olacaktır.

 

 

 

 

 

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları