Anıl Özmutlu

Anıl Özmutlu

26 Mart 2020 08:47:00

KAOS

            İlk vaka 11 Mart’ta bildirildi. Daha doğrusu açıklandı kamuoyuna.

            Günlük vaka sayısı kaç?

            Kaç kişide şüphe var?

            Bugün kaç kişi ölmüş?

            Bizim memlekette durum ne?

            Sokağa çıkma yasağı gelecek mi?

            X hastanesinde 50 tane Corona’lı hasta varmış duydun mu?

            Sonuçları pozitif mi çıkmış? Aslında pozitifmiş ama gizliyorlarmış!!

            Ayşe teyzenin ateşi çıkmış. Coron’dan şüpheleniyorlar. Kesin ölür valla. Yaşı da ileri zaten.

            Gençlere bir şey olmuyor diyorlar. Allah’tan biz genciz. Yaşlılar düşünsün.

            Maskeyi nasıl takacağız? Hastalar mı takacak? Ay ben bunalıyorum bu maskenin içinde….

            Tanıdık geldi mi bu sorular? Bu konuşmalara günün her saatinde her ortamında rastlar olduk. Hoş zaten artık Corona’dan başka bir şey de konuşmaz olduk. Corona’ya yakalananların sayıları, ölüm sayıları, dünyanın neresindeyiz? En kötü biz miyiz? Böyle giderse sonumuz felaket... Gibi konu başlıklarımız var.

            Sohbetlerde, telefonda mesajlarda, özellikle de grup mesajlarında Corona ile ilgili doğru, yanlış her türlü bilgi paylaşılıyor. Ne yazık ki bu bilgiler çok ciddi kafa karışıklığına ve karamsarlığa neden oluyor. En sakin, en soğukkanlı olanımız bile bu bilgi kirliliğinde neye inanacağımızı bilemiyoruz.

            Tüm bu kaosun, karmaşanın içerisinde asıl yapmamız gerekenleri unutuyoruz. Almamız gereken tedbirleri es geçiyoruz çoğunlukla. Ya da çok abartıyoruz ve kendimize , çevremize ve doğaya zarar vermeye başlıyoruz bu sefer de.

            65 yaş üzeri sokağa çıkmasın diye bir yasak konuldu. Ama kimsenin umurunda değil. Aslında bu yasağın amacının, nasıl uygulanacağının da kimse farkında değil. Bazı yaşlılarımız gün sayıyor. Ben daha 65’imi doldurmadım diye. Sanki virüs kimlik tespiti yapıp ona göre enfekte ediyor. Gençlerimiz çok umursamaz bir şekilde dolaşıyorlar ortalıkta. Sonra da evlerine gidip evlerindeki yaşlıları enfekte ediyorlar. Ama sorsan hepsi de annem, babam, dedem, ninem benim için çok değerli, onların dışarı çıkmasına hiç izin vermiyorum diyor. Ama hastalığı kendisi taşıyor evin içine.

            Gerçekçi olmak lazım. Bu virüsle toplumun büyük bir kısmı tanışacak. Kimimiz ayakta hiçbir bulgu vermeden atlatacak, kimimiz hafif semptomlarla atlatacak, kimimiz ağır hasta olacak.

            İşte asıl olay burada başlıyor. Önce kendimizi korumak , sonra da çevremizi korumak.  Her yerde yazıyor ama ben bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Sanki gerçekten hastaymış ve her an yakınımızdaki insanlara bulaştırabilme ihtimalimiz varmış gibi davranmamız gerekiyor.

            Paranoyaklaşmadan günlük el yıkamalarımıza, dezenfektan ve maske kullanımımıza , beslenmemize, uyku düzenimize dikkat ederek kendimizi koruma altına almalıyız.

            Mümkün olduğunda kalabalık ortamlara girmeyin. Toplu taşıma ve marketler de dahil buna. Ne kadar az birbirimizle temas edersek o kadar az bulaştırırız, bizlere o kadar az bulaşır.

            Bu sefer elele değil, birer metre arayla, ayrı ayrı ama hep birlikte güzel günlere….      

*********************************************************************************

Aklınızda bulunsun:  Önce kendine, sonra başkalarına zarar verme.

Yorumlar

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları