Fulin Yılmazoğlu

Fulin Yılmazoğlu

10 Eylül 2020 00:19:00

Kapitalizm

Herhalde hepimizin sorgusuz sualsiz bu kadar teslim olduğu başka bir ideoloji kolay kolay bulunamaz. Sorsak, herkes kapitalizmden şikayetçi. Ama o tepemizde varlığını sürdürmeye devam ediyor. Aynı bazı liderler gibi.

Peki nedir bu kapitalizm?
“Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan ekonomik bir sistemdir. “
Ve bu sistemi en çok besleyen, orta sınıftır. Alt tabaka zaten piramitin en altında ezilir, üst tabakanın zaten hep bir standartı vardır. Ama orta sınıf, kendini kanıtlama arzusuyla yanıp tutuşurken hayatı boyunca bir fiil bu sisteme hizmet eder. Kapitalizmin dayattığı - sözüm ona - ihtiyaçları temin edip; dışlanmamak, ötekileşmemek için var olma* dürtüsüyle deliler gibi daha fazlasını ister. Orta sınıf, kapitalizmin onu çıkartacağı uzun yolculukta, bu serüvene nereden başlayacağını belirler. Yani life path* dediğimiz, hayat yolu. Bu süreçte yükselerek ilerleme arzusu. Bu modernist tınılar bizi Amerikan Rüyasına itiyor.

İşin garibi insanoğlu modern dünyada çoğu zaman bu kapitalizmi ve ürünlerini kişiselleştiriyor da. Mesela iphone kullanmak yetmiyor artık. Tarzımıza uygun bir de kılıf alıyoruz. Ve her şey o kadar planına uygun ilerliyor ki, kimse de demiyor telefonu ayrı, kılıfı ayrı, kulaklığı ayrı para diye.

Kapitalist sermayeci toplumda eşitsizliğin bu kadar fazla olması da cabası.
Bu ülkede zamanla insanın hissettiği fakirlik* artıyor. Fakirlik* yaratılır. Çünkü fakirlik hissedilen yoksunlukla alakalı bir duygu. Yoksunluk, bir şeye ihtiyaç duyup onu bulamamak. Kapitalizmse sizin önünüze birçok şeyi sunup, sizi bunların hiç birine ulaştırmıyor. Dolayısıyla kendinizi yoksun hissediyorsunuz.
Yani İktisatçıların bahsettiği mutlak yoksunluk* kavramından biraz farklı. Zira mutlak yoksunluk kişinin insanca yaşamasına yetecek miktarı kazanamaması. Ki bu da günde ortalama 1 dolara felan tekabül ediyor. Benim kastettiğim fakirleşme hissi politikacıları ilgilendiriyor daha ziyade.

Değişen dünyada, piyasa toplumlarında eşitsizlikler artık piyasa temelli de gelişmiyor. Önceden, paran olsa da belli statüleri taşıyan şeyleri, belli kişiler satın alabilirdi. Mesela Züğürt Ağa’da bir çizme muhabbetidir gider... Çizmeyi sadece ağa giyer! Şimdi öyle mi? Paranız varsa, en iyi çizmeyi alabilirsiniz.
Ha bana kalırsa o çizme*ler çoğunuzun üzerinde eğreti duruyor ya, neyse.

220 ye basabilen arabalar üretiyolar. Orta sınıf haftada 60 saat çalışıyor onları almak için. Biz onları alıyoruz, şehir içi 70 hız limitini aşınca da ceza yiyoruz. Hoş biz bu ülkede yola ayrı, cezaya ayrı, arabaya ayrı para veriyoruz ama olsun.

Ya da mesela organik gıda tüketme çılgınlığı... 5 katı fiyata kurtlu elma yeme arzusu gelişti insanlarda. Köyden 1 kova göndersen burun kıvrılacak şeyleri süpermarketler bir cazibe merkezi kisvesiyle satınca kabul görüyor. İlginç.

Hele bir de özel gün* hediyeleri mevzusu var ki...
Sevgililer günü, Anneler günü, Babalar günü... İtiraf edin her sene bunlardan en az birine düşüp siz de hediye alıyorsunuz.
Olay artık ürünün fonksiyonu değil ki zaten. Yemişim senin 14 Şubatta aldığın peluş ayıcığı ne yapacağını. Ne yaparsan yap, yeter ki al. Sistem sana bunu da - ya - tı - yor.


Eğer kapitalizm bi insan olsaydı, dünyanın karşısına geçip bir elinde hamburgeri bir elinde birasıyla, dünyalılara bakıp anıra anıra bi tarafıyla gülerdi.
Sen bir kuyuya bir taş atıyorsun, biz bırak çıkarmayı, tepe üstü atlıyoruz o taşın peşine, o taşa sahip olma arzusuyla.
Kurduğun her tezgaha düşüyoruz arkadaş.
Kandırılmak huymuş bizde.

Üstelik materyaller dünyasında her şey öylesine dinamik ki. Her şey hızlıca yok olup giderken, tükenmeyecek tek şey tüketim. Yani kapitalizm.
Büyük balık küçük balığı lüpletir. Dünya artık bir jungle kardeşim, burda hızlı olan hayatta kalır. Bekleme yapma, devam et!

Yorumlar

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları