Anıl Özmutlu

Anıl Özmutlu

23 Şubat 2021 00:04:00

MOBBİNG Mİ EĞİTİM Mİ

             “Artık çok yoruldum.

            Gelecekten umudum kalmadı.

Hayattan keyif alamıyorum.

Ne kadar özgürüz ki?

Yılda 10 gün deniz tatili yapabilmek için koca bir yıl çalışmak zorundayız.

İnsanların birbirine tahammül edememesine tahammül edemez oldum.

İncir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerle birbirlerine hakaret edenler, birini incitenler, kalp

kıranlar beni ümitsizliğe sürükledi.

Zorba insanlar güçlerini kullanarak korku krallığı kurup kendinden zayıfları tir tir titretiyorlar ve

kalkıp da bir şey diyemiyorsun.

Çünkü seni de üzüyor.

EZİP GEÇİYOR.

Neden bu insanlarla uğraşmak zorunda kalayım ki?

Yaşamak bile zorunda değilken, bunlara maruz kalmak zorunda hiç değilim.”

*

35 yaşında.

Ömrünün en güzel, en verimli çağında genç bir insan yazdı bunları ve intihar etti ardından.

Hekimliğini koyun bir kenara.

*

Yıllarca çalışıyorsunuz, didiniyorsunuz ve tıp fakültesini kazanıyorsunuz.

Aileniz, sevdikleriniz biliyor, görüyor nasıl çabaladığınızı sadece.

Bu kadar emeğin bir sonucu olacak diye sabırsızlıkla, heyecanla ama biraz da kaygıyla bekliyor

herkes.

            Ardından tıp fakültesini bitirip doktorluk ünvanını alıyorsunuz.

            *

            Sonrasında çok daha zorlu bir süreç başlıyor.

            TUS.

            Tıpta Uzmanlık Sınavı.

6 yıl boyunca öğrenebildiklerinizden oluşan ciddi zor bir sınav.

Hadi onu da atlattınız diyelim.

*

Ardından çok çok çok daha zor bir süreç başlıyor.

Asistanlık süreci.

5-6 yıl sürecek ve sizi Uzman Doktor yapacak bir süreç.

Anlatılmaz yaşanır bir süreç.

Özellikle de cerrahi branşlarda.

Genel Cerrahi, Beyin Cerrahisi, Kalp ve Damar Cerrahisi, Ortopedi ve Travmatoloji gibi.

*

Aslında öyle olması da gerekiyor diye düşünüyorum ben.

Çünkü sonrasında elinize bizlerin bistüri adını verdiği bir bıçak verecekler.

Ve size o bıçağı insanların bedenleri üzerinde dilediğiniz gibi kullanmanız için izin verecekler.

Bu çok ciddi bir sorumluluk.

*

Bu nedenle bazen insanlık dışı denilebilecek kadar zor olan bu süreci BELLİ ORANDA destekliyorum.

Çünkü bu işi öğrenmek için, o disiplini almak için, o kadar detaylı hastalıkları, ameliyatları öğrenmek

için biraz daha fazla emek verilmesi gerekiyor kesinlikle.

            Hele de bu işin usta – çırak ilişkisi olmadan öğrenilemeyeceği de aşikar iken.

Hocalarımızdan, kıdemli asistan büyüklerimizden öğrenmekten başka yolu yok kesinlikle bu işin.

            *

            Ama asıl olay burada kopuyor sanırım.

Ustalarımız, kıdemlilerimiz, hocalarımızın bizleri, çömezleri, asistanları oraya eğitim almaya gelen

birer doktor arkadaşları olarak değil de, ezip, aşağılayıp hor görerek, istedikleri gibi kullanabilecekleri,

hakaret edebilecekleri bir köle, aciz bir insanmış gibi görmeleri ile başlıyor tüm problemler.

*

Tüm dünya, tüm canlılar arası ilişki sevgi ile kuruluyor ve sevgi ile yaşayıp sevgi ile bitiyor.

            Bu işi gerçekten disiplini, saygıyı, sevgiyi harmanlayarak yapan pek çok güzel örnek olduğu gibi,

egolarını, yetersizliklerini, kibirlerini kendilerinden daha alt kademede bulunan meslektaşları üzerinde

tatmin etmeye çalışan meslektaşımız da çok sayıda maalesef.

            Benim asıl aklımın almadığı nedir biliyor musunuz?

            Bu insanların da zamanında bu sıkıntıları yaşamış olmalarına rağmen hala bu sıkıntıları kendi çalışma

arkadaşlarına yaşatmaya çalışıyor olmaları.

            *

            Sorduğunda ise hepsinde o aynı hastalıklı bahane.

            “Bu iş böyle öğrenilir. Zamanında bizler de az çekmedik.”

*

            Eğer azıcık içinizde insaf , azıcık vicdan olsaydı, bu sistemdeki yaşadığınız olumsuzlukları en azından

sizler diğer doktor arkadaşlarınıza yaşatmamak için elinizden geleni yapardınız.

            Düzeltmek için çaba gösterirdiniz.

            Ne diyor Dr. Mustafa Yalçın?

“Zorba insanlar güçlerini kullanarak korku krallığı kurup kendinden zayıfları tir tir titretiyorlar ve

kalkıp da bir şey diyemiyorsun.

Çünkü seni de üzüyor.

EZİP GEÇİYOR.”

Ezmeye çalışmak yerine insanca davranmayı deneyebilirdiniz.

*

Burada kesinlikle bu cümlelerden tenzih etmem gereken çok büyük bir kesim var sağlık camiasında.

Eminim ki onlar da benimle aynı düşüncededir.

*

Zaten sağlık sistemimiz, asistanlık sistemimiz bu kadar sıkıntı içerisindeyken.

Kısıtlı sayıda asistan ile bu kadar büyük yük kaldırılmaya çalışılıyorken.

Herkes kendinden beklenenden çok daha fazlasını vermeye çalışıyorken.

Azıcık elinizi vicdanınıza koyun ve çömeziniz de olsa, öğrenciniz de olsa, asistanınız da olsa onların

da en az sizin kadar hakları olan bir insan olduğunu unutmayın.

Her şeyden önce İNSAN OLDUĞUNUZU VE İNSANLIĞINIZI UNUTMAYIN.

*

 

Bakın bu gencecik , pırıl pırıl insanın gözlerine.

Bakın yaşama sevincine.

Bakın neler yapabileceğine.

*

Bir de sonuca bakın.

Bir iki tane kendini bilmezin yüzünden şu anda aramızda yok.

Pek çok meslektaşı, kaderdaşı, arkadaşı gibi.

Hepsi intihar etmiyor belki.

Ama mesleklerine, kaderlerine küsen, istemeye istemeye bu işi yapan o kadar çok ki.

*

Unutmayın onların hayatlarında çok etkiniz var, çok etkimiz var.

Bir tatlı dil, bir güler üz, bir teşekkür ya da bir özür tüm dünyayı olduğu gibi bizleri de çok aha güzel

günlere taşıyacak.

            *

            Hatta…

            Sizleri bile…

Emin olun.

 

********************************************************************************

Aklınızda bulunsun:  Ahlakın bozuk olduğu toplumda yalnızlık şifadır.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları