BARIŞ KAYA

BARIŞ KAYA

8 Kasım 2019 00:00:00

Ölmek İstemeyen Büyük İnsan: Gılgamış

Yakın dostu Enkidu ile birlikte yollara düşerek birçok macera yaşayan Gılgamış’tan bahsetmek istiyorum bu yazıda. Gılgamış Destanını çoğu kimse derinlemesine bilmez. Eğitim sürecimizde üstünkörü geçilmiş, insanlık tarihindeki önemi yeteri kadar anlatılmamıştır. Bu destandan alınacak çok ders vardır. Lisede okuyan gençlerimize Gılgamış Destanını okutup, üzerinde tartışmalar yapılsa ne güzel olurdu. Hadi gelin Gılgamış’tan ve insanlığa yaptığı katkılardan bahsedelim.

Batı edebiyatının temelini oluşturan İlyada ve Odesa destanı en az 2750 yıldan beri bilinmektedir. 19.Yüzyılda yapılan arkeolojik keşifler sırasında bulunan tabletlerin çözümlenmesi sonucunda Gılgamış Destanının varlığından haberdar olunmuştur. Mezopotamya'da keşfedilen değişik dönemlere ait tabletlerde rastlanan Gılgamış Destanına ilişkin buluntular bir araya getirilerek tamamı çözümlenmeye çalışılmıştır. Tüm çabalara karşın destanın yaklaşık 2/3'ne ulaşıldığı düşünülmektedir. Ulaşılan bölümler incelendiği zaman insanlık kültür tarihini derinden etkileyen büyük bir eserle karşı karşıya kalındığı belirlenmiştir.

Peki destanın tarihi ne zamandan başlamaktadır? Günümüzden yaklaşık 4700 yıl önce yazılan tabletlerde izlerine rastlanmaktadır. Yani İlyada ve Odesa'dan yaklaşık 2000 yıl önce. Bu destan bilinen en eski edebi metindir. Mezopotamya’nın en eski ve gelişmiş devletini kuran Sümerlerin efsanesidir. Yazıcısı tam bilinmiyor ama Sümerlerden sonra gelen tüm halklar ve devletler benimsemişler ve yaşatmışlar bu destanı. Tabletlere kopya ederek sonraki kuşaklara aktarmışlar. İşte günümüzde yayınlanan destanın tamamı bu tabletlerden elde edilen parçaların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. 

Mezopotamya uygarlıkları üzerine ömrünü vermiş büyük bilim adamı Jean Bottero'nun Gılgamış Destanı başlıklı kitabını Orhan Suda güzel bir Türkçe ile çevirmiştir. Bu kitabın giriş bölümünde Bottero'nun destan ile ilgili bir düşüncesini aktarmak istiyorum. Aynen şöyle yazıyor Bottero:

"Ölmek istemeyen bir büyük insanın olağanüstü serüvenlerinde, önce kendi kişisel hayatımız açısından, hepimizi bekleyen ölümcül kadere razı olmayı göze almamızı değilse bile, en azından onunla uzlaşmamızı sağlayan bir uyaran keşfediyoruz; Bize örnek oluyor o, çünkü bu arada, kendi içinde yeterince umut veren bir varoluş bırakıyor bize." 

Yine büyük düşünce adamımız Orhan Hançerlioğlu Gılgamış’ı "Tanrılara Kafa Tutan Kral" olarak değerlendiriyor. Destanın, temel düşünce olarak doğanın sırlarını öğrenmek isteyen insanın araştırıcı çabasını işlediğini ve tanrılara kafa tutacak ölçüdeki gücünü belirttiğini söylüyor Hançerlioğlu. İnsan, karşısına çıkacak doğa engellerini yenip aşarak kendi yolunu yaratacaktır. İnsanın kendi yolunu açmasına tanrılar bile engel olamayacaktır. Tufan bile gönderseler insan soyunu yok edemeyeceklerdir. Tanrılar ve doğa, insana her gün biraz daha yenilecek ve sırlarını her gün biraz daha kaptıracaktır. Tanrılar, insana yardım etmemekte, tersine güçlükler çıkartmaktadır. İnsan bu güçlükleri kendi alın teriyle, bilinçli çabasıyla yenmektedir. Destanın bir başka özelliği de, insanın inançla değil, bilgiyle davranması gerektiğini belirtmesidir.

 Hançerlioğlu'nun değerlendirmesi bu şekilde. Gerçekten de insanlık Milattan Önce 3-4. yüzyıldan Rönesans’a kadar büyük bir karanlık içinde kalmıştır. Çok az büyük buluş gerçekleşmiş, insanın yaşam standardında önemli değişiklikler olmamıştır. Bu tarihler arasında hep ne vardır? Savaşlar ve yıkımlar. İnsan, "neden" ve "niçin" sorusunu sorup, skolastik düşünceden uzaklaştığı zaman büyük atılımlar gerçekleştirmiş, yaşam standardı yükselmiş, günümüzdeki medeniyet seviyesine ulaşmıştır. Halbuki Gılgamış bize binlerce yıl öncesinden doğru yolu göstermişti. Çünkü Gılgamış, Babil'lerin deyimi ile, "Her şeyi görüp bilen" kişiydi. Öğrenmek ve anlamak onun en önemli insani özelliğiydi 

Gılgamış, İlyada ve Odesayı da etkilemiştir. Bu destanın keşfedilmesiyle tarihte Herkül ve Tufan öyküsü gibi birçok mitin kaynağına da ulaşılmıştır.

Gılgamış'tan dostluk üzerine bir bölümü aşağıda yazıyorum;

Önden giden

Kurtarır arkadaşını!

Ve yolları bilen

Korur arkadaşını!

Daha bunun gibi birçok güzel düşünce ve mısra var destanda. Sıkılmadan, zaman zaman düşünerek okuyorsunuz. Yine Bottero'dan bir cümle ile bitireceğim yazımı; "...Bu ölümsüz şaheserin, bu muhteşem ve zengin harabenin okunması, en uzak atalarımızın uzaktan uzağa fark edilen arkaik ahalisinin ruhunu duyumsatır bize."

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları