SAĞLIK KÖŞESİ

SAĞLIK KÖŞESİ

21 Ocak 2020 00:05:00

ORGAN BAĞIŞI NEDİR, NASIL VE NEREYE ORGAN BAĞIŞI YAPABİLİRSİNİZ?

Uzm. Hemşire Hatice Güzel

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Koordinatörü

SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Lab. Sor. 

Organ bağışı, kişinin hayatta iken kendi isteğiyle, bağışlamak istediği organının bütününü ya da bir parçasını başka hastaların tedavisi için kullanmak üzere rıza göstermesidir. 

Akıl hastalığı olmayan, 18 yaşını doldurmuş, iyi ve kötünün ayrımı yapabilen, bir problem yaratabilecek (kanser) hastalığı olmayan herkes organ bağışında bulunabilir.

Yaşamınızın sona ermesi halinde organlarınızın bağışlanmasına onay vermek için; İl Sağlık Müdürlüğü’ne, hastanelere, emniyet müdürlüklerine, organ nakli yapılan merkezlere, organ nakli ile ilgilenen vakıf, dernek vb. kuruluşlara başvurabilirsiniz.

 

Yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlara başvuru yaptığınızda tarafınıza bir form verilecektir. Bu formu doldurup ilgili birime teslim ettiğiniz takdirde tarafınıza organ bağışçısı olduğunuzu gösterir bir kart verilecektir.

 

Bağış kartınızı aldıktan sonra forma doldurduğunuz bilgiler bağış görevlisi tarafından Sağlık Bakanlığı Organ ve Doku Bağışı Bilgi Sistemi’ne internet üzerinden kaydedilir. Bu bilgiler sadece bakanlık yetkilileri tarafından görülebilmekte olup üçüncü kişi veya kurumlar ile paylaşılmamaktadır. Ancak organ bağış kartına sahip olmanız vefatınız halinde yakınlarınıza sorulmadan organlarınızın alınacağı anlamına gelmemektedir. 2238 sayılı kanuna göre vefat etmiş kişilerin yakınlarının bilgisi ve onayı olmadan organ ve dokularının alınması mümkün değildir.

 

Organ bağışı hakkında merak edilenler var. ‘Organ bağışı yaptığım nasıl biliniyor veya kartım yanımda yok ise’ karşımıza çok sık çıkan sorulardan birisi. Herhangi bir kişi hayatta iken organ bağışında bulunmuş fakat organ bağış kartını üzerinde taşımıyor ve yaşamını yitirdi. Bu durumda ne olacak peki? Bir kimsenin yaşamını yitirdikten sonra organ bağışçısı olabilmesi için herhangi bir sebepten dolayı beyin ölümü gerçekleşmiş olmalıdır.

 

Yani bu şu demek oluyor. Kişi herhangi bir sebepten dolayı, hastanenin yoğun bakım ünitesinde solunum cihazına bağlı olarak yaşamını yitirmiştir. Beyin ölümü gerçekleşmesi halinde organ nakil koordinatörü tarafından Sağlık Bakanlığı sistemine girildikten sonra sadece bakanlıktaki ilgili yetkililer kişinin organ bağışı olup olmadığını sistem üzerinden kontrol edebiliyor. Kişi organ bağış kartına sahip olsun ya da olmasın beyin ölümü gerçekleştiği takdirde yakınları ile organ bağışı için mutlaka görüşme yapılır.

Yaklaşımları olumlu yönde ise yazılı izin alındığı taktirde organ nakli yapılıyor. Kişinin hayatta iken organ bağışı yapmış olması vasiyet değeri taşıdığından ailelerin daha rahat ve kolay karar vermesine yardımcı oluyor. Kişinin kartı olsa dahi aileden mutlaka yazılı onay alınıyor. Ailenin birinci, ikinci dereceden herhangi birinin izni olmadığı taktirde hiçbir organ alımı söz konusu olamaz. Organ bağışı gönül rızası ile yapılan bir şeydir.

NÂKİLİ KİMLERDEN YAPIYORUZ?

Organ nakli hem canlıdan canlıya hem de kadavradan olmak üzere iki şekilde yapılır. Böbrek, karaciğer ve akciğer gibi organlar canlıdan yapılan nakillerdir.

Aranan şartlardan öncelikli olarak istediğimiz dördüncü dereceye kadar akrabalık ve kan grubu uyumudur (kanun gereği).  Diyelim ki bir yakınınıza böbrek yetmezliği tanısı konuldu ve diyalize giren bir böbrek hastası oldu. Eğer ki yapılan tetkiklerde ve araştırmalarda herhangi bir kronik hastalığınız yok, dördüncü dereceye kadar akrabalığınız var ve kan grubu uygunluğu var ise böbreğinizin birini ona verebilirsiniz.

İnsanlar tek böbrekle yaşamlarını idame ettirebilir. Yapılan bazı araştırmalarda tek böbrekli insanların daha uzun yaşadıkları görülmüştür. Ancak ilerleyen zamanlarda organ bağışı yapan kişinin de organ nakline ihtiyacı olabileceği hiç istemediğimiz bir durumdur.

 

Mesela bir travma, kaza sonucunda bir böbreğinizi kaybettiğinizde diğer böbreğinize ihtiyaç duyabilirsiniz. Yine canlıdan yapılan diğer organlar içinde aynı şey söz konusudur. Siz sağlıklı ve hayatta iken, organınızın birini veya bir kısmını (karaciğer ve akciğer için geçerli) hasta olan birine vererek, yani sağlıklı iken bir risk alarak izlenmesi gereken potansiyel hasta grubuna dahil oluyorsunuz.

 

Dikkat edildiği taktirde hiçbir sıkıntının olmadığı yapılan bazı çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Maalesef ki bağışların istediğimiz düzeyde olmaması, organ nakli bekleme listesindeki hastaların gün geçtikçe artması, yakınlarımızın acı çekmesi, hastalığa yenik düşmeleri nedeni ile son çare olarak canlıdan yapılan nakli zorunlu kılmaktadır. Hayati önem arz eden organlar (kalp, pankreas) için ise kadavradan nakil zorunludur. 

Kadavradan (beyin ölümü tanısı almış) organ nakli, sadece yoğun bakım ünitelerinde ölüm sebepleri arasında çoğunluklu olarak beyin travması, trafik kazaları vb. nedenlerle solunum destek cihazına bağlı bir şekilde olan, beyin ölümü gerçekleşip, tanısı konulan kişilerden yapılabilir. Toplumumuzda yanlış olan bir yargı mevcuttur. Organ naklinin her ölen kişiden yapıldığı sanılır. Fakat bu durum böyle değildir. Kişi dışarda, evde ya da hastanede ölmüş olsa bile, solunum destek cihazına bağlı olmadığı taktirde ve beyin ölümü tanısı almamışsa bu kişilerden organ nakli söz konusu değildir.

 Yani bazen basında okuduğumuz trafik kazaları veya deprem, sel gibi doğal afetlerde hayatını kaybeden birinin organını alıp nakil yapamazsınız. Bu tıbbi açıdan uygun olmayan bir durumdur. Bu yüzden beyin ölümü ve bitkisel hayat kavramlarını iyi kavramamız gerekmektedir ve toplumu bu yönde bilgilendirmemiz gerekmektedir.

 

Beyin ölümü kesin ölüm halidir. Bitkisel hayatın ölüm kavramı ile bir ilişkisi yoktur. Bitkisel hayatta kişi hayatını sürdürmeye devam etmektedir ancak sinir sisteminde vital hasardan ötürü hareketsiz kalmakta solunum ve bazı reflekslerini kullanmaya devam etmektedir. Beyin ölümünde ise kişi hayatını kaybetmekte organları çeşitli cihaz ve ilaçlara bağlı olarak aktive edilmektedir. Bu destekler kesildiği takdirde vücut çürüme sürecine girmektedir. 

BEYİN ÖLÜMÜ

Beyin ölümü, beynin tüm fonksiyonlarının tamamen kaybolması, hiçbir kan akımının olmaması, oksijenlenememesi ve geri dönüşümü olmayan bir sürece girmesidir. Beyin ölümü tanısı alan kişide kısa bir süre içerisinde diğer organlarının da iflasa uğradığı görülür.

Beyin ölümünde vücuda oksijen sağlayan bir ventilatör (solunum destek makinesi) olduğundan dolayı kalp bir süre daha atmaya devam eder. Bu cihaz sayesinde kalbe oksijen geldiği süre içerisinde elektriksel uyarı oluşur ve kalp kısa bir süre daha atar. Beyin ölümü gerçekleşip, yeniden yaşama dönmüş hiçbir vaka bugüne kadar olmamıştır. Yani beyin ölümü = gerçek ölüm demektir. Topluma bu vurguyu yapmak biz sağlık çalışanlarına düşmektedir.

 

Beyin ölümü tanısı almış kişilerde aşağıdaki durumlar yaşanır:

 

 - Beyin fonksiyonları geri dönüşümü olmayan bir sürece girerek, fonksiyonların kaybolması.

 - Hastanın kendi solunumunun olmaması ve solunum destek cihazına bağlı olması.

 - Beyin ölümü dediğimiz kavram koma ve bitkisel hayattan farklıdır.

 - Tüm işlem ve tedavilere rağmen, belli bir süre sonra diğer organları da iflasa uğrar. Bu kişiler için ölüm gerçekleşmiştir. Yaşama geri dönmeleri imkansızdır. Yalnızca beyin ölümü gerçekleşip, tanısı konulmuş kişilerden nakil mümkündür.

 

Beyin ölümü gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmek için çeşitli testler yapılır,  testlerin sonucuna göre uzman heyet tarafından karara varılır.

 

Heyette beyin cerrahisi uzman hekimi, nöroloji uzmanı, anestezi- reanimasyon uzmanı ve yoğun bakım uzmanı hekim karar verir. Bu hekimlerden ikisinin tanı koyması beyin ölümü bildirimi için yeterli olacaktır. Her bir uzman hekim kendisi açısından gerekli tetkik, muayene ve testleri yapar ve organ nakil koordinatörüne belgeler. Belge sonuçlarına göre heyette yer alan tüm uzmanların ortak karar vermesi ile tanı konulur. Sonuç olarak; verilen bu karara göre beyin ölümü tutanağı tutularak organ nakil koordinatörü tarafından Sağlık Bakanlığı’na internet aracılığı ile hemen bildirimi yapılır. Bu yapılan bildirim zorunludur.

 

Bitkisel hayatta ise;

Hastanın bitkisel hayatta olması durumunda solunumu az da olsa vardır fakat solunum cihazına ara ara ihtiyaç olabilir. Solunum cihazına bağlı bir şekilde aylar hatta yıllarca hayatlarını devam ettirebilirler.

Bazı durumlarda yaşama dönme şansları vardır. Ara ara basında yer alan uzun zaman yaşadı ve yeniden yaşama döndü diye haberler yer alır. Bu hastalar bitkisel hayatta olan hastalardır. Beyin ölümü ile karıştırılmamalıdır. 

Derin komada dediğimiz hastalar da böyledir. Bu hastaları beyin ölümü gerçekleşmiş hasta grubuna dâhil edemeyiz. Çünkü bunlar yaşayan hastalardır ve bu kişilerin organları nakil için kullanılamaz. Beyin tomografilerinde kan akımı mevcuttur.

 ORGAN BAĞIŞININ AZ OLMASINDAKİ NEDENLER

Bağışın artmamasının nedenleri arasında toplumun bilgi eksikliği önemli yer tutar. Bu durum beyin ölümü ve bitkisel hayat arasındaki farkın bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.

İnsanlar, organ bağışı konusunda yetersiz bilgiye sahipler. Bununla birlikte yetersiz bilgi sahibi oldukları için organ bağışına yaklaşımları da ön yargılı oluyor. Herhangi bir nedenden dolayı beyin ölümü tanısı konulan bir sevdiğinin organları, nakil için bağış yapılması istenildiğinde genellikle aileler kişinin beden bütünlüğünün bozulacağı, caiz olmadığı, tekrardan geri dönüşün olabileceği gibi endişeler taşıyorlar. Fakat organ çıkarım operasyonunun diğer ameliyatlardan (Örn. bir kalp, karaciğer veya barsak ameliyatı) hiçbir farkı yoktur.

 

Organ nakli operasyonları daha özenli gerçekleştiriliyor. Kişinin bedeninde bir tek ameliyat izi oluyor. Trafik kazası, yanma veya benzeri durumlarda insanların vücut bütünlüğü bozulmakta ve görsel olarak cenazelerde kötü bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Ancak organ çıkarımı sonucu kişinin vücudu eski haline getiriliyor ve eski haline göre kişide herhangi olumsuz bir görüntü ortaya çıkmıyor. Kişinin vücut bütünlüğüne, korunmasına saygı gösteriliyor. Bağışçılarımız bizim en değer verdiğimiz varlıklarımızdır bu açıdan onların hatıralarına kesinlikle hiçbir zeval verilmemektedir.

 

Bir yakınınızı kaybettiğinizde üzülüyorsunuz ama aynı anda verdiğiniz bir kararla başkaları için belki 2 belki 7 kişiye yeni bir umuda vesile oluyorsunuz. Verdiğiniz bu karar ile belki de çok az ömrü kalan birileri için yepyeni bir hayat başlamış olabiliyor. Yapmış olduğunuz bu karar ile başkalarına umut olmak kaybınız açısından size teselli olabilir, bu verdiğiniz karar ile acınızı biraz da olsa hafifletebilirsiniz.

 BAĞIŞ YAPILAN ORGANLARI NEYE GÖRE NAKİL YAPIYORUZ, KRİTERLER NELER? 

Aranan şartlardan en önemlisi ve kesinlikle olması gereken, doku ve kan grubu uygunluğuna göre acil bekleme listesindeki hastalara öncelik verilmesi ve onların naklinin gerçekleştirilmesidir. Organ naklinde her hasta için belli kriterler vardır. Bu kriterler bakanlık bilim kurulu tarafından değerlendirmeye alınır.

Organ dağıtımındaki sıralama:

    - Hastanın aciliyet durumu,

   - Hastanın HLA dediğimiz doku uygunluğu ve mutlaka kan grubu uygunluğu,

   - Herhangi bir ayrım olmaksızın (din, ırk, cins, cinsiyet vb.) hasta seçimi,

   - Ulusal Koordinasyon Sistemi (UKM) tarafından dağıtım yapılır.

   - Öncelikli olarak bekleme listesinde yer alan acil hastaların taranması ile başlar.

 

Eğer ki acil bekleme listesinde uygun hasta yok ise sıra takip edilerek kan grubu ve doku uygunluğuna bakılarak dağıtım yapılır.

- Hastalar kesinlikle bakanlıktan gelen liste sıralaması dikkate alınarak çağrılmaktadır ve tüm yapılan bu işlemler belgelenerek kayıt altına alınmaktadır. 

ORGAN BAĞIŞINDAKİ DURUMUMUZ

Organ bağışı bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında her geçen yıl artmaktadır ancak bu artış hala istenen düzeyde olmadığı gibi yetersiz kalmaktadır. 

Organ bağışında Avrupa’ya göre kadavradan yapılan nakillerde ortalamanın altındayız. Ve bu yüzden binlerce hasta organ beklerken hayatını kaybediyor. Bekleyen hastaların yaş ortalamalarının da düşük olduğunu görüyoruz. Kadavradan organ naklinin çok daha iyi olduğu ülkeler ile karşılaştırma yaptığımızda farkı daha iyi anlayabiliyoruz. İspanya’daki bağışlara baktığımızda oranların 35-40 arasında olduğunu, başka ülkelerde ise oranların milyonda 25’in altında olmadığını görüyoruz.

 Bekleyen hasta listesine her yıl 4000-5000 civarında yeni hasta ekleniyor. Yapılan nakil sayısına baktığımızda ise 3000-4000 kişiye (kadavra + canlı vericiden) nakil yapılabiliyor, geri kalanlar da maalesef beklemeye devam ediyor. Nakillerin yüzde 70’i canlıdan, yüzde 30’u ise ölüden (beyin ölümü gerçekleşen kişi) yapılıyor. Tabi ki istenilen, naklin büyük bir çoğunluğunun kadavradan yapılmasıdır.

 

Organ nakli bekleyen hastalıklar hala önemini korumaya devam edip, bekleyen hasta listesi her geçen gün artıyor, buna rağmen bağışların hala yetersiz olduğunu görüyoruz.

Organlarımızın toprak olup çürümesini tercih ediyoruz. Bir gün bir yakınımız, sevdiğimiz birisi veya biz, organ bekleyen hasta durumunda olabiliriz. Tabi ki bu durumun olmamasını isteriz. Organ nakli hasta bekleme listesinde olmak, birilerinin hayatını kaybetmesinin sizin yaşamanızı sağlıyor olması organ bekleyen hasta için olumlu bir sonuç, diğer yandan da yakınını kaybeden için bir travma. Bu yüzden toplumumuzun organ bağışı konusunda daha hassas ve duyarlı olmasını diliyoruz.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları