Ahmet Kolsuz

Ahmet Kolsuz

14 Mart 2019 00:01:00

TÜRK YARGI ETİĞİ İLKELERİ DEĞERLENDİRMESİ

Bu hafta HSK tarafından “Türk Yargı Etiği Bildirgesi” duyuruldu. Üç yıllık bir çalışmanın bir ürünü olarak, üzerinde ciddi emekler harcanmış bildiriyi biraz inceledikten sonra avukatlık mesleği ile hakim ve savcılık mesleklerini birlikte mi yoksa ayrı mı düşünmek gerektiği sorusu aklıma takıldı. Konuya şuradan başlamak isterim:

1- İnsan onuru kavramını, insan haklarından ayrı düşünerek öncelikle şu tanımı getirmeliyiz: İnsan hakları hukuk değildir; hukukun türetildiği öncüllerdir. Hukukun türetildiği öncülleri ise insan onuru kavramından yola çıkarak belirlemekteyiz. İnsanın insan olduğu için doğuştan gelen birtakım hak ve yetkileri, bu hak ve yetkilerden türetilen insan hakları kavramı ve nihayet insan haklarına aykırı olmayan anayasa ve yasalar…

İnsan haklarına uygun olarak çıkarılan anayasa, yasa ve devamındaki alt düzenlemelerin tek bir amacı vardır: İnsan onurunun dokunulmazlığına halel getirmemek. Peki insan onuruna yönelik mevcut ve doğması muhtemel zararların önüne nasıl geçilir? İnsan haklarına dayalı devlet ilkesinin gereği olarak insan hak ve özgürlüklerinin korunmasını sağlayarak bu zararların önüne geçilmesi sağlanacaktır. 

2- Meslek: Belli bir eğitim ile kazanılan sistemli bilgi ve becerilere dayalı, insanlara yararlı mal üretmek, hizmet vermek ve karşılığında para kazanmak için yapılan, kuralları belirlenmiş iş; anlamına gelmektedir. Meslektaş: Aynı meslekten olanlardan her biri; anlamına gelmektedir.

Öncelikle avukat, hakim, savcı kural olarak aynı fakültelerden mezunlardır. Yani sistemli bir eğitimin akabinde edindikleri bilgiler ile kuralları belirlenmiş mesleklerinde Türk hukukunun gelişimi için çaba göstermektedirler. Aldıkları bu sistemli eğitim ve bilgiyle, Türk hukukunu geliştirme gayesi çerçevesinde, meslektaş olmaktadırlar. Bu noktada bildirgede itiraz edeceğim bir nokta oluşmaktadır:

Bildirgenin, insan onuru kavramı altındaki son maddesinde (1.5) hakim ve savcılar için şu etik değer belirlenmektedir: “Adalet hizmetinden faydalanmak isteyenler başta olmak üzere, meslektaşları, avukatlar, adalet personeli, tanık, bilirkişi gibi yargısal sürece dâhil olanlara ve topluma eşitlik ilkesinin uygulandığına dair güven verirler. Görev ve yetki alanı içerisinde, bu güveni zedeleyebilecek her türlü davranışı önlerler.” 

Bildirgede yukarıda işaret ettiğim etik değerin esasına hiçbir itirazım olamaz. Fakat şu açıdan bir itirazım vardır: Meslektaşlar denildikten sonra ayrıca avukatların da zikredilmesi, bir tekrara düşme midir? Yoksa adalet mekanizmasında avukatlık mesleği, yargılamanın bir unsuru olarak görülmeyip bilerek ve isteyerek mi ayrıca sayılmaktadır?

3- Sorumun cevabını merakla bekleyip, kendimce şu çözümü yapmaktayım: Avukatlık Kanunu ve TBB Meslek Kuralları gereği avukatlar yargılamanın bir unsurudur. Tez, antitez ve sentez işbirliğini sağlayarak Türk hukukunun gelişiminde yer almaktadırlar ve kamu görevi ifa etmektedirler.

Bu tespitlerden yola çıkarak avukatlık mesleği için yargılamanın ayrılmaz bir parçası olduğu, insan onurunu korumada ve bu şekilde adaleti tesis etmede kümülatif bir çalışma ortaya koyduğu ve Türk yargısını muasır medeniyetler seviyesine çıkarmada etkin bir rol oynadığı sonucuna varmış bulunmaktayım. 

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları