Hasan Köroğlu

Hasan Köroğlu

28 Mayıs 2015 12:04:00

YENİ ANAYASA VE HÜKÜMET SİSTEMİ yani BAŞKANLIK

Sevgili hemşerilerim merhaba, hepinizi en derin sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Bundan böyle zaman zaman bu köşede sizlerle birlikte olmayı ve duygu ve düşüncelerimi paylaşmayı ümit ediyorum. Umarım bu köşede yazdıklarımla, sizlerin hissiyatınıza tercüman olur, fikirlerinize küçük de olsa bir katkıda bulunurum.

İlk konumuz gündemi de yoğun bir şekilde meşgul eden YENİ ANAYASA VE HÜKÜMET SİSTEMİ yani BAŞKANLIK.

Osmanlının son dönemlerinden başlayacak olursak, Osmanlı İmparatorluğu'nun başarılı bir yükselme döneminden sonra nasıl bir duraklama devrine sonra da çöküş devrine geldiğini iyi incelemek gerek. Burada bundan uzun uzadıya bahsetmenin de anlamı yok aslında. Sadece bir etken bile Osmanlının nasıl sona erdiğini apaçık göstermektedir. Buradaki en önemli etken, belki de devletin son dönemlerde bir devşirmeler devletine dönüşmesidir. Şüphesiz ki oluşan bu yapı bir defada kalmamış, Cumhuriyet döneminde de bir biçimde varlığını sürdürmüştür. Vesayet sistemi dediğimiz de aslında tam buydu. Cumhuriyetin kurulmasında etkin olan Anadolu insanı zamanla yönetim dışına itilmiş, belirli bir elit grup yönetimde söz sahibi olmuştur.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren aslında Türkiye'de bir parlamenter sistem yoktu, karma bir sistem vardı. Ne var ki bu sistemde 1950-1960 dönemindeki Demokrat Parti iktidarı halkı iktidara yaklaştırdığı için 27 Mayıs darbesiyle sonlandırıldı. Daha sonra yapılan 1961 Anayasası ise görünüşte özgürlükçü bir anayasa olmakla beraber, kurulan vesayet sistemi ile halkın iktidara yaklaşmasına izin verilmedi. 1961 Anayasası dönemi yargı ve askeri vesayetin yanı sıra, seçim sistemi ve Senatörler Meclisi (Cumhuriyet Senatosu) üzerinden bir vesayet sistemini kurdu. Dolayısıyla aslında hiç işlemeyen bir parlamenter hükümet sistemi kağıt üzerinde var kılındı.

1982 Anayasası ile bu vesayet sistemi Cumhurbaşkanlığı makamı üzerinden daha da güçlendirildi. Yani yapılan her darbeden sonra anayasa değiştirilmiş özellikle askeri/bürokratik/ekonomik vesayet güçlendirilmiştir. Buna demokratik parlamenter sistem demek mümkün değil elbette. Aksine bunlar parlamenter demokratik sistemin önündeki engellerdir. Batıdaki demokratik parlamenter sistemlere baktığımızda bizdeki sistemin ne olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Bu sistem, geleneksel yönetim anlayışımıza uygun olmayan, biraz da bize dayatılmış, ancak yapımıza bir türlü entegre olmamış bir sistemdir.

Türkiye yıllardır demokratik parlamenter sistem diye ucube ve ne olduğu belli olmayan bir sistemle yönetildi. Artık bu sistem ülkeyi taşıyamıyor maalesef. Bu nedenle Türkiye'nin yeni bir anayasaya, ve yeni bir yönetim/hükümet sistemine ihtiyacı var. Bu sistem başkanlık hükümet sistemi de olabilir, Batıdaki özgün örneklerine baktığımızda parlamenter hükümet sistemi de olabilir. Ancak burada önemli olan, Türkiye'nin yapısına uygun bir sistemi bulmak ve inşa etmektir. Bana göre gelenek, görenek ve kültür anlayışına ve Türkiye'nin kodlarına uygun sistem elbette ki BAŞKANLIK'tır.

Türkiye'de Başkanlık sistemi tartışmaları yeni ortaya çıkmamıştır. Bu tartışmalar 1930'lu yıllardan beri devam etmektedir aslında. Ama en yoğun tartışılan dönem bu dönem olmuştur.

Başkanlık sistemi akli ve yürütülebilir bir sistemdir. Yarı başkanlık ve parlamenter hükümet sistemlerine baktığınızda iki başlılık söz konusudur: Cumhurbaşkanı ve Başbakan. Cumhuriyetin kurulduğu tarihten itibaren idari yapıda her zaman iki başlılık söz konusu olmuştur. Gelişmiş ülkelerde bu durum yerleşmiş olduğundan, bu toplumlarda yönetimde çok da sıkıntı yaşanmamakta. Ancak on yılda bir darbelerin yapıldığı ve her darbeden sonra anayasanın değiştirilerek vesayetçi kurumların güçlendirildiği ülkemizde, iki başlılık her zaman sorunlar üretmiş ve bu durum ülkenin yıllarını kaybetmesine, sorunların daha da kangren hale dönüşmesine sebep olmuş, istikrarı zedelemiştir. İşte bu nedenle, Başkanlık hükümet sistemi incelendiğinde Türkiye'nin yapısına uygun bir sistem olduğu görülecektir.

Parlamenter hükümet sistemi içerisinde Cumhurbaşkanın ve iktidarın halk tarafından seçildiğini düşündüğünüzde ileride bir çatışmanın kaçınılmaz olduğu görülecektir. Bu çatışmanın kalkması için halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanının başkanlık yönetimi sistemi içerisinde olması iki başlılığı ortadan kaldıracağı gibi akli ve dengeli bir sistem olacaktır.

Dünyadaki başkanlık hükümet sistemlerini incelediğimizde, her ülkenin kendine özgü bir başkanlık sistemine sahip olduğunu görürüz. Amerika'daki başkanlık sistemine baktığımızda, bu sistem kontrol ve dengeler üzerine kurulmuştur. Amerika'daki başkanlık sistemi kurulmadan önce bu sistemin fikir babaları, İngiltere'deki yönetime karşı daha özgürlükçü, daha dengeli ve kontrol edilebilir bir yönetim sistemi oluşturmak fikri ile yola çıkmışlardır. İngiltere'deki monarşiye karşı durmak ve daha özgürlükçü bir yönetim sistemi oluşturmak fikri ortaya çıkmıştır. Üstelik Osmanlı'yı da inceleyerek ondan esinlenmişlerdir (Bkz. Federalist Papers). Dünyada birçok ülkede örneğin Rusya'da, Meksika'da, Brezilya'da, Şili'de de başkanlık hükümet sistemi vardır. Bu ülkelerin hepsini incelediğinizde, her ülkenin kendine özgü bir başkanlık hükümet sistemine sahip olduğu görülecektir. Tıpkı parlamenter hükümet sistemlerine sahip ülkelerin de kendine özgü farklılıklara sahip olması gibi.

Bilgi kirliliği ise çok fazla. Parlamento tüm demokrasilerde var; parlamenter hükümet sisteminde de, başkanlık hükümet sisteminde de. Yani aslında her ikisi de parlamenter sistem. Meksika'da Başkanlık var ama üniter yapı da var. Ancak Almanya'da parlamenter hükümet sistemi var ama federal yapı var. İşte bu örneklerden yola çıktığımızda Türkiye'nin önünü açacak olan kendine özgü bir başkanlık sistemidir. Türkiye akli ve demokratik deneyimlerini kullanarak tıpkı diğer ülkelerin yaptığı gibi kendine özgü milli ve özgün bir başkanlık hükümet sistemi oluşturabilir. Bu sistem hukuku ve adaleti önceleyen denetimli ve dengeli bir sistem olabilir. Burada ayrıntıya girmek istemiyorum, çünkü bu konunun ayrıntıları daha çok anayasa hukukçularının uzmanlık alanına girmektedir. Bu konuda ahkam kesip onlara saygısızlık yapmak da istemem. Ancak bu konunun halka anlaşılır bir şekilde anlatılması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle başkanlık sistemine karşı olanların, halkı yanlış algılarla yanılttığını düşünüyorum. Başkanlık sistemi asla diktatörlük değildir. Çünkü her şeyden önce bir demokrasidir. Aslında bu gün ülkemizdeki vesayetçi sistem parlamenter sistem adı altında on yılda bir ülkeyi diktatörlüğe götürmüştür. Halkı iktidardan uzak tutmuştur. Halkımız ilk defa iktidara bu kadar yakındır ama kalıcı olması zordur. İşte halkın iktidarla buluşmasını kalıcı kılmak için bu tehlikeyi bertaraf etmek şarttır. Bu nedenle parlamenter hükümet sistemini iyileştirelim söylemleri de aslında bunu bilenler tarafından ortaya atılmaktadır. Sistemi tümden değiştirmekten başka çaremiz yok; Başkanlık sistemi Türkiye'yi uçuracaktır. Ekonomik olarak, bölgesel güç olarak Türkiye dünyada söz sahibi olacaktır. Artık ok yaydan çıkmıştır. Türkiye bir an önce, Yeni Anayasa ile Yeni Türkiye'nin hükümet sistemini oluşturmak zorunda. Çünkü mevcut vesayetçi sistemi tarihin mezarlığına gömme imkanı doğmuş durumda.

Yorum yap