Serdar Göçmen

Serdar Göçmen

25 Mart 2020 00:51:00

Zihinlerin İşgali ve Algı Yönetimi

Güçlü devletler, sadece kolayca harcayabilecekleri kaynaklara sahip değildir. Düşmana verdikleri korku ve müttefiklerine verdikleri güven sayesinde hiç kaynak harcamadan çok şey elde edebilirler. Küçük devletler, aynı kazanımlar için para yahut savaş gibi büyük bedeller ödemek zorundadır. Küresel itibar ve/veya korku seviyesi belli bir eşiği geçtikten sonra süper güç, bu “itibar ve korkunun” rantıyla da gücünü arttırabilir.

Son yirmi yılda Türkiye’nin oynadığı rol ve tanım :

“Jeopolitik önemimizden veya gücümüzden değil, hassas bir noktadaki coğrafî konumundan ve kırılganlığından kaynaklanan ve bu sebeple diğer aktörlerin ( devlet veya Liderlerin ) davranışını etkileyen devlet/Lider olmuştur ülkemiz “

Toprakları işgal etmekten daha önemli olan bir şey var: Zihinleri işgal etmek: Bir ülkenin vatandaşlarının o ülkeye ve hükümetlerine duydukları bağlılık, güven, birlikte yaşama arzusu vs. hükümetin sermayesidir. Hükümet bunu arttırabilir veya zarar verebilir. Ancak yabancı devletler, bu sermayeyi de tıpkı toprakları ele geçirdikleri gibi ele geçirebilirler. Bu işgal, hayranlık şeklinde olabileceği gibi korku şeklini de alabilir. Yani halk, ülkesini sevdiği halde X ülke karşısında korkuya kapılarak ordusundan, devletinden ümidi kesebilir. Bu korku/ümit elbette algı operasyonlarıyla gayrimeşru/abartılı boyutlarda olabilir. Özellikle savaş, göç, deprem, ekonomik kriz gibi durumlar, toplumsal algının fırtınalara en açık olduğu dönemlerdir. Şimdi bu zihinsel işgal meselesine, ABD özelinde bakalım:

Amerikalıların kendilerini bir tanrı zannetmesine sebep olan işgal gücü, hızlı öldürme kapasitesiyle sınırlı değil. CNN ve FOX gibi küresel medya da Amerikan hiper gücünü, eski Britanya’nın süper gücünden ayırıyor. Neden? Meselâ Nijerya’da vurulan bir binanın haberini Nijerya’nın ulusal kanalları bile CNN’den öğreniyor. Bu bina bir hastahane miydi yoksa teröristlerin kimyasal silah ürettiği bir fabrika mı? İnsanların hiçbir şeyi derinlemesine inceleme vakti bulamadığı, gündemin sürekli değiştiği bu hiper güç tahakkümünde gerçek tekeli de ABD’nin elinde. Çünkü TV’de gördüklerimiz, bizim ve başkalarının gerçekten yaşadıklarından daha “gerçek” görünebiliyor veya gösterilebiliyor.

ABD’nin istilacı bir güç gibi davranmak yerine Almanya ve Japonya gibi evcilleştirilmiş partnerler ile çalışması. “Evcilleştirilmiş” diyorum zira 2ci dünya savaşından sonra bu ülkelerin etnik kimlikleri, imparatorlarına, inanç, gelenek ve tarihlerine bağlılıkları ABD eliyle tahrip edildi.
Bunun yerine ABD hayranlığı, serbest piyasa, iş ve eğitimde İngilizce, tüketim toplumu zihniyeti ikame edildi.
Örnek olarak Marshall yardımıyla yerli kömürden ABD kontrolünde üretilip taşınan Arap petrolüne geçen Avrupa demiryollarından daha fazla kara yoluna bağımlı hale geldi. Batı Avrupa ve Japonya, ihracat şampiyonu oldular ama zenginliklerini Amerikan doları olarak biriktirdiler. Tabi petrolün $ ile satılması bunda önemli yer oynadı zira dolar rezervini arttırmak, petrol tedarik güvenliğini arttırmak anlamına geliyordu. Dolayısıyla Avrasya’yı batıdan ve doğudan kuşatan, Batı Avrupa ve Japonya (Singapur, Tayvan, Filipinler, Malezya…) ABD’nin zengin ve korkak derebeyleri olarak kaldılar.

 

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları