Anıl Özmutlu

Anıl Özmutlu

24 Temmuz 2021 00:31:00

            ROBINSON MUSTAFA

            Bugün sizlere çok özel birisinden bahsedeceğim.

Robinson Crusoe.

O bildiğiniz Robinson değil ama.

Yerli Robinson Crusoe’dan.

*

Mustafa Amca’dan.

Mustafa Öztürk’ten.

*

Dün tanıştık kendisiyle.

Mersin’in Gülnar İlçesi Bozağaç Mahallesi’nde yaşıyor.

Adını dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın koyduğu mağarada.

Menekşe Mağarası.

*

Dile kolay.

            Tam 32 yıl.

            Bir mağarada yaşamak.

            *

            Asıl mesleği marangozluk.

Daha sonrasında yaşadığı sıkıntılardan dolayı bırakmış çok sevdiği mesleğini.

            Ama hala mağaranın her yeri tahta, kereste dolu.

            Kendi işlerini yapacak kadar devam ediyor asıl mesleğine.

Biraz da hobi gibi yapıyor marangozluğu artık.

Yaptığı işçilikleri, tahta eserlerini görebiliyorsunuz orada.

            *

            Menekşe Mağarası öyle küçük bir delikten girilen karanlık bir yer değil.

Önü bayağı açık bir alan aslında.

            Toplam 570 metrekarelik bir alanı kaplıyor.

            Önceleri hayvan ağılı olarak kullanılıyormuş.

            Bizim Robinson Mustafa amcanın emekleri ile şimdiki halini almış.

            Çalışarak kendisi temizlemiş.

            Hatta yan tarafını oyarak kendisine bir oda yapmış.

            *

            E serde marangozluk olduğundan dolayı elinden her iş gelen Mustafa amca eserinin tüm detaylarını

kendi elleriyle yapmış.

            Mağaranın duvarında Kleopatra işlemesi göze çarpıyor girer girmez.

İçindeki işlemeler tamamen el yapımı.

            Hatta su deposu bile el ile oyularak hazırlanmış.

            Bu nedenle “el yapımı mağara”  ve “el oyması mağara” olarak da adlandırılıyor.

            *

            Çocukluğunda hayvan otlatmak için geliyormuş buralara.

            “Hep hayalini kurardım bir gün burada yeşilliklerin içinde doğa ile baş başa yaşamanın” diyor.

            “Şimdi hayalimi gerçekleştirdim.”

            “İhtiyaçlarımı köyden temin ediyorum.”

            “Şehir ve insan kalabalığından uzak mutlu bir yaşam sürüyorum.” diyor.

            *

            “Robinson adı nereden geliyor?” diye sordum.

            O lakabı da köylüler takmış adının önüne.

            Tek başına yaşıyor diye.

            *

            Gerçi tek başına da yaşamıyor.

            Kedisi var.

            Köpeği var.

            Balıkları var.

            Anlayacağınız aslında pek çok insandan daha kalabalık bir ailesi var.

            *

            Tüm bunları okuyunca kafanızda canlanan karakter aşağı yukarı herkeste aynıdır sanırım.

            Biraz bakımsız.

            İnsanlardan uzak.

            Asosyal.

            Sinirli bir tip hayalinde canlanıyor insanın hemen.

            *

            Oysa mağaradan içeri adımınızı atar atmaz bambaşka bir adam karşılıyor sizi.

            Beyaz sakallı.

            Şalvarlı.

            Ama yüzünde harika bir gülümsemesi olan bir ihtiyar.

            *

            İhtiyar dediğime bakmayın siz.

            Gençlere taş çıkaracak kadar enerjik.

            Esprili.

            Bilgili.

            Bir o kadar da entelektüel.

            *

            Misafirlerini tek tek karşılamaya çalışıyor.

            Hepsine azami ilgiyi gösteriyor.

            En suratı asık adamı bile içinde bir mutlulukla yolcu ediyor.

            *

            *

Çocukla çocuk oluyor.

            Büyükle büyük.

            Hatta inanmayacaksınız belki ama…

            Hayvanla da hayvan oluyor.

            *

            Biz gittiğimizde oraya gelen bir ailenin köpeği ile havlayarak konuştu, sevdi, oynadı.

            O köpeğin sevinci görülmeye değerdi.

            *

            Sonra aldı eline cep telefonumuzu başladı fotoğraf çekmeye.

            Duracağın yeri kendisi belirliyor.

            Bakacağın yönü.

            Nasıl durman gerektiğini.

            *

            Sonrasında bizlerin uzun uzun ayarlamalar sonucu çekebildiğimiz o hassas resimleri büyük bir

ustalıkla çekiyor.

            İşin asıl şaşırtıcı tarafı da resimler harika bir hayal ürünü olarak karşımıza çıkıyor.

            Stüdyoda çekilmişçesine güzel pozlar yakalıyor.

            *

            Ağzına alıp yaktığı ampul ile nasıl güzel fotoğraflar yakaladığını anlatmak imkansız.

            *

            Dışardan bakıldığında cahil bir köylü diye düşünebileceğiniz Rpbinson Mustafa asıl bombayı yanınıza

oturup sohbete başladığınızda yaşatıyor misafirlerine.

            Bilgisine hayran bırakıyor.

            Kültürüne.

            Entelektüel seviyesine.

            Espri kalitesine.

            Gösteri yapabilme kabiliyetine.

            *

            *

Daha önce yerel basına konu edilmiş.

            Röportajlar yapılmış.

            Ulusal basında yer almış.

            Hatta şimdi bir belgesel film hazırlığındaymış.

            *

            Tüm bunların ötesinde asıl akıllara durgunluk veren ne idi bu hikayede ?

            Biliyor musunuz?

            SAYGI.

            *

Robinson Mustafa’nın işine duyduğu saygı ve sevgi.

            Misafirleriyle ilgilenirken, fotoğrafları çekerken, elleriyle demlediği çayı ikram ederken.

            İşine, mağarasına, misafirlerine duyduğu saygı ve sevgiye kayıtsız kalmanızın imkanı yok.

            *

            Bunu kendisine yönelttiğim “bir fotoğrafını çekebilir miyim?” sorusundan sonra çok daha net bir

şekilde anlattı bizlere.

            “Dur o zaman içeri gidip üzerimi düzelteyim, şapkamı alayım da öyle çek” dedi.

            *

Koşa koşa hazırlıklarını tamamlıyor.

            Bu sefer fotoğraf çekme sırası bizde.

            *

            *

Fotoğrafların ve çayların ardından ayrılıyoruz Mustafa amcanın yanından.

            “Bir gün de akşam gelin. “

            “Akşamları burası bir başka güzel diye” uğurluyor bizleri.

            *

            Bizler de hem harika bir anı biriktirerek ayrılıyoruz Yerli Robinson’ un yanından.

            Hem de hayata dair pek çok ders alarak.

            *

            Yolu bu taraflara düşen herkes mutlaka biraz zaman ayırsın ve gelsin Mustafa Amca’nın yanına.

            Emin olun fazlası yok eksiği var bu anlattıklarımın.

            Giden olursa benden de selam iletmeyi de unutmasın lütfen.

           

 

 

Aklınızda Bulunsun:   Yaşamınız ve işiniz, ancak siz iyiye gidiyorsanız iyiye gider.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları