Yaşar Duru

Yaşar Duru

18 Ekim 2015 21:30:00

BÜYÜK PATRON NE DERSE, O!..

“Gezi Eylemleri” sırasında da yazmıştık.

Bu işin “Gezi Parkı”ndaki üç-beş ağaç meselesi olmadığının altını defalarca çizmiş; “biz bu filmi görmüştük” demiş ve sahnelenen oyunun doğrudan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan sivil darbe girişiminin önsözü olduğuna dikkat çekmiştik.

Askerden boşaltılan “vasilik” makamının ilelebed boş bırakılmayacağını, hür dünyanın yegane vasisinin bu boşluğu emanetinde bulunan bir güç odağıyla dolduracağını söylemiş fakat kimselere anlatamamıştık. Vesayet ihalesinin kime verilebileceğini de BDP Milletvekili Altan Tan’ın basına sızdırdığı  İmralı Görüşmeleri Tutanağı’nın satır aralarında yer aldığını anlatmış, ama kimseyi inandıramamıştık.

Fal bakmak değildi yaptığımız; siyaseti okumak da sayılamazdı öngörümüz. Belki yaşanmışlıkların verdiği ders belki de yaşlılığın kazandırdığı tecrübelerdi bizi böyle söyleten.

Şimdi, 1 Kasım 2015 Milletvekili Seçimlerine 15 gün kala yeniden ve yine altını çize çize yazacağız.

Gerçekten de biz bu oyunu daha önce de görmüştük.. Hem de öyle bir değil, bir kaç versiyonunu defalarca izlemiştik milletçe. Zaman içinde yönetmeni, oyuncuları, dekoru ve teknik kadrosu değişse de, hikaye de senaryo da hep aynı kalmıştı.

İlk versiyonu;18 Nisan 1960’ta TBMM’de sahnelenmişti. 

Dönemin DP Milletvekilleri Mazlum Kayalar ve Baha Akşit'in, “CHP'nin yıkıcı, gayrimeşru ve kanun dışı” faaliyetleri olduğu“ gerekçesiyle meclis araştırması açılması yolundaki önergesi hakkında söz alan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü;

Biz demokratik rejim dedik, bu rejim kurulmuştur. Bu demokratik rejim istikametinden ayrılıp, baskı rejimi haline götürmek tehlikeli birşeydir. Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam”...

Şartlar tamam olduğunda milletler için ihtilal, meşru bir haktır” ya da;

Bu tedbire teşebbüs eden baskı tertipçileri zannediyorlar ki: Türk Milletinin Kore Milleti kadar haysiyeti yoktur” ve benzeri sözleriyle askeri darbenin  startını vermişti.

Türkiyenin ıkinci Reisicumhuru İsmet İnönü, sözlerine beklediği karşılığı yeterince bulamayınca tahriklerini sürdürmüş; 27 Nisan 1960 günkü TBMM toplantısında, CHP Afyonkarahisar Milletvekili Murat Ali Ülgen’in deyimiyle  Kürsüden ihtilal beyannamesi oku”muş ve 28 Nisan'da ıstanbul'da 29 Nisan'da Ankara'da üniversite öğrencileri meydanlara dökülmüştü.

Olaylar sırasında polisler "Kahrolsun diktatörler", "Hürriyet isteriz" sloganları atan öğrencileri dağıtmaya çalışmış... Ancak "Türk ordusu çok yaşa" sloganı atan öğrenciler ile askerler arasında, tıpkı Taksim Gezi Parkı’nda olduğu gibi, dayanışma yaşanmış ve askerler polislerin teslim ettikleri öğrencileri serbest bırakmışlardı.

İstanbul'da çıkan olaylarda yaklaşık 40 öğrenci yaralanmış ve İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz polisin kurşunuyla öldürülmüştü.

Ne var ki dönemin ıstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar, basına yaptığı açıklamalarda yüzlerce üniversiteli öğrencinin polis kurşunlarıyla öldüğünü, gençlerin cesetlerinin Et Balık Kurumu’na ait soğuk hava depolarında saklandığını ve çok sayıda yaralı bulunduğunu söyleyerek halkı galeyana getirmeye çalışmıştı.

Harp okulu öğrencileri 29 Nisan 1960’ta bir yandan Atatürk Bulvarı'nda sessiz yürüyüş yapmış ve öte yandan 20 Mayıs'ta Türkiye'yi ziyaret edecek Hindistan Başbakanı Nehru'yu karşılamak için Esenboğa'dan şehir merkezine gitmek için aynı arabaya binecek olan Menderes'i Nehru'nun yanından kaçırmayı planlamış; ancak yabancı misafir varken bu tür hareketlere girişmenin dış dünyaya karşı olumsuz etki yaratacağı düşünülerek plandan vezgeçilmişti.

Darbe yapmak için en uygun zamanı kollayan Millî Birlik Komitesi, darbe öncesinde de DP'liler hakkında daha sonradan doğru olmadığı anlaşılan bazı haberler yaymaya başlamıştı.

MBK, Demokrat Partililerin yurtdışına kaçmaya teşebbüs ettiklerini ve beraberlerinde 12 uçak dolusu altın, mücevherat ve parayı götürmekte iken yakalandığını iddia etmiş; 28 Nisan - 27 Mayıs 1960 arasında yüzlerce gencin öldürüldükten sonra kamyonlarla mezarlıklara getirilip gizlice gömüldüğünü ve bir kısmının hayvan yemi yapılan makinelerde kıyılarak toz haline getirildiğini öne sürmüş ve bu gençler "Hürriyet Şehitleri" olarak adlandırılmıştı.

Haziran 1960'ta ıstanbul Üniversitesi rektörü Sıddık Sami Onar, Üniversitesi Yönetim Kurulu'nun memleketi hürriyete kavuşturmak için şehit düşenler adına anıt inşa etmeye karar verdiğini açıklamıştır. 3 Haziran'da MBK Hürriyet Şehitlerimizin tesbiti işine Silahlı Kuvvetlerimizin idareyi aldığı andan itibaren ehemmiyetle devam edilmektedir. diyen bir tebliğ yayınlamıştı.

Fakat gençlerin cesetleri hiç ortaya çıkmayınca, 9 Haziran'da Sıddık Sami Onar, kariyerinden-yaşından ve başından utanmadan asılsız iddialarını sürdürmüş; “Naaşları belki bulamayacağız ama ölülerimiz vardır” diye konuşmuştu..

10 Haziran'da 28 Nisan olayının kurbanı Turan Emeksiz, tanktan düşerek ezilen ıstanbul Lisesi öğrencisi Nedim Özpolat, darbenin yapıldığı gün, yani 27 Mayıs 1960'ta kaza kurşunuyla ölen Harp Okulu öğrencisi Teğmen Ali ıhsan Kalmaz, Ersan Özey ve Sökmen Gültekin'in naaşları Anıtkabir'deki "Hürriyet Şehitliği"ne nakledilmişti.

Evet!.. Biz, bu oyunu daha önce de görmüştük.

27 Mayıs 1960 öncesinde de Taksim’e çıktığımız gibi meydanlara çıkmıştık.

12 Mart 1971 arefesinde sağ-sol diyerek meydanlarda birbirimizi kırmıştık.

12 Eylül 1980 öncesinde de aynı senaryoda rol almış; sol yanımız enternasyonal marşını okurken sağ yanımızla “çırpınırdın kara deniz” şarkısıyla coşmuş; sağdan ve soldan binlerce genç gök ekinler misali toprağa düşmüştük.

“Yollar yürümekle aşınmaz” diyen Süleyman, 12 Eylül 1980 günü kalktığı başbakanlık koltuğuna, onbir yıl sonra yine keyfince kurulmuştu.

Ölen biz gençler olmuştuk...

Olan bu ülkeye, bu halka olmuştu...

 

 

 

Yorumlar

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları