Sinem Kırıcı

Sinem Kırıcı

11 Kasım 2021 00:45:00

Define

 Virane’ye gittiğimizde Orçun’la Define bir başladılar sohbete… Dede bu aralar boyuna ölümden bahsediyor. Havalar soğudukça ağrıları sızıları artıyor. Rahatça doğrulamıyor, yürümekte güçlük çekiyor. Bir de ölümler olmuyor mu mahallede! İşte o da tuzu biberi oluyor!
İhtiyarlar, birini buldular mı başlarlar hayatlarını anlatmaya… Bu zamana kadar kimsenin yağ içinde pişi olduğunu duymadım. Hep eza hep çile… Hep kahır hep yakınma…
“Hiç aklımıza getirmediğimiz hayvanların ve bitkilerin gıdası olarak doğmuş ve beslenmişiz. Kesimi yakın kurbanlıklar gibi hissediyorum kendimi. Ne kadar yalnızdım hayatım boyunca, ne kadar yalnızım hâlâ! Ne kadar içe dönmüş... Yastık kılıfı gibi ters yüz edilmişim. Herkesin isteğine göre arabalar gibi yaşamışım. Arzu ettikleri gibi gaza frene basmışlar... Direksiyon ellerinde... Beklemişim, beklemişim...
Şimdi anlıyorum ki ölümü beklemişim. Öyle veya böyle yaşamışım işte yaşamak denirse avuçlarımdan kayıp giden hayatım için… Onunla bununla oyalanmışım, ayakta kalabilmek amacıyla. Farkına bile varamamışım yılların koşarak geçtiğinin.
Sabah oldu kalktım, akşam oldu yattım. Gün boyu çalıştım, karnımı doyurabilmek için. Hayaller kurdum, rüyalar gördüm. Padişah oldum kendimce. Sultanlar seçtim güzel gönlüme. Saraylar yaptırdım ve davet ettim. Kırmızı halılar serdim ayaklarının altına… Yollarını güllerle süsledim. Kimi beğenip gelmedi, kimi geldiği gibi başıma yıktı gönlümün sarayını. Keşke hiç gelmeseydi! Diğeri, hayallerimin gelini oldu. Hep prensesim olarak kaldı. Başka ne olabilirdi! Ben ondan çok önce gelmiştim dünyaya… Belki de o çok geç kalmıştı. Ondan her şey olurdu da… Artık ne köy olurdu benden ne de kasaba… Bu işler ne hesaba gelir ne kitaba… Hiç bitmeyecek tükenmeyecek gibiydi hayat. Sonunda kilometre doldu! En iyisi, ölmeden önce ölmekti aslında. Kimseye bel bağlamak değil… Nedense eksik hissediyoruz kendimizi. İlle de ille seviyoruz ve istiyoruz birisini. Onunla tamamlamak istiyoruz eksikliğimizi. Tamamlayabiliyor muyuz sanki!
Nerede o eski evlilikler! Şimdikiler yapboz tahtası… Eşler yamalık gibi duruyorlar birbirlerinde. Başta menfaat çatışması… Karşılıklı kullanım arzusu ve benlik yarışı… Aşağılık kompleksi, şiddet… Nihayet mahkeme kapısında buluyorlar kendilerini!
Sonrası yalnızlık. Tekrar denemeler… Sonuçsuz kalan teşebbüsler ya da aynı filmin tekrarı… Çırpınışlar, isyanlar… “Bırakın beni, karanlıklarıma gömüleyim!” feryatları…
Bu sene mezun olacaklarınız var. Çil yavrusu gibi dağılıp gidecekler. Geldikleri illerde hayatlarına devam edecekler. Ayrılık kaçınılmaz. Her yıl azala çoğala devam edip gidiyor beraberliğimiz. Hep sizlerden oluyor gidenler. Bir gün ben de çekip gideceğim.”

“Ağzından yel alsın dede! Yapma böyle! Son zamanlarda çok anar oldun ölümü.”

“Bu, hayatımın son bölümü, evladım… Kazık çakmaya gelmedik dünyaya. Geldiğimiz gibi gideceğiz. Bana kalsa, hiç ayrılmak istemem sizlerden ama kaçılmaz ki kaderden! Kalem yazmış, mürekkep kurumuş bir kere.”
“Ayrılıklar olmasa! Nasıl da alışıyor insanlar birbirlerine! Aslında, gittikleri yerlere de alışıyorlar bir süre sonra. Bir süre sonra unutuyorlar, unutuluyorlar da… Ne tuhaf!”
“Hiç ayrılamayacağımızı sandığımız nicelerinden ayrılırız. Yalnız kalır, bunalırız. Yere göğe sığamayız hasretinden. Bir süre sonra yavaş yavaş uzaklaşır hayatımızdan. Hiç aklımızdan çıkmayan, anılmaz olur bir zaman. Bazen de çılgınca sevdiğimiz, düşmanımız olur çıkar da hınçla, nefretle dikilir karşımıza!” “Daha çok sevgililer… Nasıl olur da ihanet ederler birbirlerine! O zaman dostluk kalmaz arada. Kimse kabul edemez hainliği.”
“Yalnız sevgililer mi Orçun? Evlatlar da arka dönüyorlar analarına babalarına. Gerçek dost, yalnız Allah!”
“Sen de bizi bırakıp gitme dede! Biz, sana anlatıyoruz dertlerimizi. Tecrübelerinden yararlanıyoruz. Sen teselli ediyorsun, derin kederler içinde kaldığımız zamanlarda bizi. Yerin kolay kolay doldurulamaz!”
“Yaşlandık evlat! Sınavsa, elimizden geldiği kadar direndik, bu yaşlara geldik. Hastalıklar bastırmaya başladı. Beden eskidi. İnsan hayatı ne kadar ki! Ha bugün ha yarın… Bir gün gideceğiz nasıl olsa. Ne kaldı ki şurada! Eteklerimizi toplayayım, daha fazla bulaştırmadan dünyanın çamurunu, öteye geçmeye bakalım! Önemli olan o!”
“Bazen, günaha sebebiyet veren bedenimi burada yakmak, yok etmek istiyorum dede. Ruhumu suçlamıyorum. Bedenimden şikâyetçiyim.”
“Bütün işimiz, bahçemizde gördüğümüz yabani otları yolmak olmalı. Sadece çiçeklerimiz büyümeli dilediğince, özgürce… Yalnız Allah kalıncaya kadar yok etmeliyiz ikonlarımızı. Sizleri günahkârlar gibi değil, aksine erenler gibi görüyorum. İnşallah zannım doğrudur! Beni yanıltmazsınız. Hepiniz benim için çok özel ve güzelsiniz.”

“Öyle olmaya çalışıyoruz. İnşallah başarırız dede!”

“Hayatlarımız birer film. Sizinle de filmler çevirdik. Uzun ya da kısa metrajlı… Ancak dizi olsa ne çıkar! Onun da sonu var. Aslında az ya da çok değil, huzur ve mutluluk içinde yaşamak önemli.”
“Dışarıda her zaman değilse de Virane’de bir arada hep mutlu ve huzurluyduk biz. Buranın atmosferi başka… Balıkesir’e dönersem, okulu da Bursa’yı da değil, Virane’yi özleyeceğim. Biz Viraneciler, ne şanslı insanlarız! Yalnız, sen olmasan Virane Virane olur mu dede! Allah sana uzun ömür versin!”
“Her biriniz birer Define oldunuz artık. Eksikliğimle pek bir şey değişeceğini sanmıyorum evladım. Memleketlerinize dönseniz de oralarda beni temsil edeceksiniz. Yardım edeceksiniz herkese. Elinizle olmasa da dilinizle, paranızla olmasa da bildiklerinizle, bulunduğunuz ortamı Virane’leştireceksiniz. Yürekten inanıyorum buna. Ölsem de beni sizler, Define’ler olarak yaşatmaya devam edecek, yeni Define’ler yetiştireceksiniz.”
“Define olmak kolay değil ki dede. Kaç on yıl daha yaşamamız lazım kim bilir senin gibi olabilmemiz için! Samimi olmak gerekirse… Ne senin yaşadıklarını yaşamak isterim mesela ne de senin çektiklerini çekmeye dayanabilirim!”
“Herkese ayrı bir hayat planı çizilmiş. Yolları sokakları belirlenmiş. Mecburen geçilecek o yollardan. Birimizin kaderi diğerine benzemez. Allah’ın Ehat sıfatı duruyor o planların altında imza imza… Bize sabretmek, şikâyetsiz katlanmak düşer. Hayırlı olan odur, tersiyse şer… Dünyada sabretmişim her güçlüğe, her çileyi sineye çekmişim. Şimdi kuzu kuzu gidecekmişim. Cenneti kazanabildim mi kazanamadım mı meçhul… Kazansam ne güzel olur da... Her zaman olduğu gibi sırat-ı müstakime de geç kaldım evladım. Kaptanı çok geç tanıdım. Orada bari gülse bahtım! Gidince göreceğim. Yani ölünce… Saçım önüme düşünce…”

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları