Eray İspir

Eray İspir

11 Mayıs 2021 00:05:00

“Evet kesinlikle öyle!

Hava çok sıcak ve bunaltıcıydı. Fakat bu gece Berat Kandili olduğu için neredeyse hepimiz oruçluyduk. Virane’de, her zamankinden çok daha fazla ruhani bir hava vardı. Biz hadislerle ayetlerle uğraşırken Neslihan Hanım incelme derdine düşmüştü. Kabak çiçeği gibi sonradan açılmak böyle bir şey olsa gerekirdi. Rahmetlisinin arkasından aylarca evden çıkmayan kadın, eve girmez olmuştu. Zincirden boşanmış gibiydi. Yürüyüşlerden sonra yanımıza geliyor, günün haberlerini veriyordu. Işıl ona “Ayaklı Gazete” adını koymuştu. “Yapma Allah aşkına! Bir mümine lakap takmak hoş bir şey değil! Kul hakkı diye bir şey var! Allahtan kork!” dedim ama aldırmıyor. Başka sıfatlar da yakıştırıyor. Bahtiyar Bey’den sonra ona da takmış galiba. O zaten Define’ye kim yaklaştıysa, ona düşman oluyor.

“Bir aydır her gün beş kilometre yürüyorum. Ayaklarımı tekrar geri aldım. Kaslarım mı erimiş, ne olmuş, bacaklarım sanki bana ait değildi. Giyeceklerime sığamaz olmuştum. Epey inceldim. Fark ediliyor, değil mi?” diye sordu. Ellerini beline koymuş, karnını çekebildiği kadar içeriye çekmiş, arzı endam ediyor, övgü bekliyordu. Bahtiyar Bey de masamızdaydı. O da şöyle bir süzdü onu ve:
“Ben de spora başladım. Haftada beş gün yüzüyorum. Spor yapıyorum ve saunaya gidiyorum. Bir ayda fark etmez mi! Edecek tabi ki! Ben sizi en son on beş gün kadar önce görmüştüm. Fark edilecek kadar kadar incelmişsiniz.” dedi. O da teklifsizce masaya otururken:
“Teşekkür ederim Bahtiyar Bey! Sizin de spora başlamanız çok iyi olmuş. Sürekli oturuyoruz. Bedeni hareketsiz bırakmak, kendimize yaptığımız en büyük kötülüklerden biri... Az daha sağlığımı kaybedecektim.”“Evet kesinlikle öyle! Az daha tıknefes olacaktım! Nefes almam düzene girdi. Göbek yok oldu. Şimdi çok daha iyiyim.”

“Haliyle fazla kilolar diyaframı sıkıştırır. Konuşmanızdan bile anlaşılıyordu. Kalbiniz de rahatlamıştır.”
“Evet! Ben de işyerinde hep oturuyordum. Karın bölgesinde yağlanmadan rahatsız oldum. Aslında boyum uzun. Aldığım kiloları bir nebze kaldırır ama belli bir yaştan sonra fazlalıklardan kurtulmak zorlaşır. Demir tavında güzel çağında...”

Neslihan Hanım’ın değişmesini, hayata dönmesini en çok Define istemişti. Onun bu hale gelmesinde emeği çoktur. Ancak son zamanlarda güzel görünme konusundaki çabaları haddinden fazla mı geldi dedeye, ne oldu bilmem, sohbet esnasında onun usulca ağzını aramaya karar vermiş olmalı ki konu evlilikten açılınca ona döndü ve soruyu patlattı:

“Neslihan Hanım kızım, sen ne düşünüyorsun evlilik konusunda? Hani uygun biri çıkarsa karşına...”
“Yok Ağabey, yok! Allah korusun! Ağzından yel alsın! Benim keyfime diyecek yok! İstediğim zaman yatıyorum, istediğim zaman kalkıyorum. Dilediğimde dışarıya çıkıyorum. Rahatça arkadaşlarıma, komşularıma gidiyorum. Huzur içinde yaşıyorum. Özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu yeni yeni anlamaya başladım, inanır mısın? Meğer ben esirmişim! Esaret bitince de, kendimi yıllarca mahkûm ve mahrum ettiğimi fark ettim. Meğer özgürlük ne güzel bir nimetmiş de haberim yokmuş! Allah senden, yerden göğe kadar razı olsun! Beni kabuğumdan çıkardın! Aynaya bile bakmayı unutmuştum ben! Hakkını nasıl öderim, bilmiyorum!”

“Ağır Mübarek gün! Hakkım varsa helal olsun! Sözü mü olur! Ancak yalnızlık bir ömür sürmez ki! Tabii ki özgürlük gibisi yoktur da... Çocukların evlenecek yarın tek başına kalacaksın. O zaman biraz geç olmaz mı?”
“Sanırım yine de istemem! Yalnız başıma yaşarım.”
“O kadar kesin konuşma! Büyük lokma yut, büyük laf söyleme!”
“Evlenmek istemiyorum. Çünkü bana karışılmasını çok istemiyorum.”
“Bana kalırsa iyi düşünmen lazım! Neden karışsın sana, düzgün bir adam olursa!”
“Dünya iyisi bir adamla evlendim, bak başıma gelenlere! Çok mutluyduk ama hastaymış. Nerden bilebilirdim! Söylemedi ki! Saklamış. “Neden sakladın hastalığını benden?” diye sordum “Söyleseydim benimle evlenmek istemezdin ki!” diye cevapladı. Onunla zevklerimiz aşağı yukarı aynıydı ama bakalım bu defa öyle birisi çıkacak mı karşıma ve biz bu yaştan sonra uyum yapabilecek miyiz! O zamanlar ikimiz de gençtik. Üzüm üzüme baka baka kararır misali birbirimize göre şekillendik. Zevklerimiz onunla neredeyse aynı olduğu ve hemen hemen her konuda anlaşabildiğimiz halde, haberlerine ve maçlarına dayanamıyordum! Bir de hesap verme meselesi var. Şimdi yan başına dön başına... Allah’tan başka bana hesap soracak kimse yok! “Nereye gittin?” diyen yok “Nerde kaldın?” diyen yok! Elimdeki ilmeği boynuma mı takayım! Aman kalsın!”

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları