Fulin Yılmazoğlu

Fulin Yılmazoğlu

3 Eylül 2020 00:00:00

Kumara kumar

Hayat bir sıbav dedik. Şimdi geçelim bu klişeyi 

Bir denklem kuralım, hadi oynayalım biraz şu kelimelerle. Hayat bir kumar diyelim.

Bu denklemde,

Oyunun başında önümüze kartları koyan; içine doğduğumuz toplum. Normlarımız, değerlerimiz... Doğarken seçemediğimiz şeyler yani. Elimize ilk elde dağıtılan kartları nasıl ki seçemiyorsak, içine doğduğumuz kültürü, etnik kökenimizi, toplumsal kuralları, örfleri adetleri de seçemiyoruz. Yani oyunun kuralları başından belli.

Kumarhanenin sahibi; bu düzenin ta kendisi. Tanrı / Allah / Yaratıcı..

Kumarhanenin sahibiyle kavga etmeye gelmez. Ee malüm, onun sopası yok. Ama o, bulunduğun her yerin sahibi...

Bu oyunun adı; senin hayat hikayen.

Gelelim olasılıklara,

Oyunun başında, iyi bir el gelebilir önüne. 10-0 sıfır önde başlayabilirsin. Kusursuz bir hayata doğabilirsin. Mutlu, zengin, başarılı insanların çocuğu olabilirsin... Bu oyuna yeteri kadar hakim olursan, kazananı da olabilirsin.

Ha ama benim elim zaten iyi, ben zaten şanslıyım diye düşünüp gevşersen, düşüncesiz hamleler yaparsan, rakibini takip etmeyi bırakırsan, iyi başladığın bu oyunu mahvedebilirsin.

Bir diğer ihtimal, çok kötü bir el gelebilir önüne. Kötü şartlarda, hayata 10-0 geriden başlayabilirsin. Ancak bu sadece senin nerden başladığını belirler, nereye gideceğini değil. Yeteri kadar çabalarsan, şans* a ihtiyacın kalmadan döndürebilirsin kaderini. Başladığın noktadan çok daha ileriye taşıyabilirsin hayatını. Kötü bir yerden başladığın bu oyunun hükmedeni de olabilirsin. Tüm dengeleri değiştirebilirsin. İmkansız değil. İnsan sadece peygamber olamaz bu dünyada.

Gelelim son ihtimale. Hile yapabilirsin bu oyunda. Kart çalabilirsin. Yeteri kadar kurnazsan yakalanmazsın. Yasa dışı yollara başvurabilirsin bu şansı döndürmek için. Hırsızlık, dolandırıcılık, kaçakçılık... Hayatının düzenini değiştirmek için yaptığın tüm hileler dahil buna.

Belki kazanırsın, kendini ve oyundakileri aldatarak. Ha ama kazanamaz da yakalanırsan atılırsın oyundan. Bu denklemde oyundan atılmak demek, hapse girmek demek olabilir mesela. Veya bu oyunda hile yaptığın için, masadakileri aldattığın için dışlanabilirsin mesela. Hayatının bundan sonraki bölümünü bir taburede oyunu layığıyla oynayanları izleyerek geçirebilirsin.

Hayat bir kumar.

Oynayan; bizler.

Kartları dağıtan; toplum.

Mekanın sahibi; Tanrı.

 

 

Ne yapmalı bu oyunda kazanmak için?

Oyuna hakim olmak yetmez. İyi bir insan olmak yetmez. Akıllı olmalısın. Şanslı olmalısın. Etik bir ahlaka sahip olmalısın. Dürüst olmalısın. Çok çabalamalısın. Sadece kendinin değil karşındakinin de bir sonraki hamlesini gözetmelisin.

Her hileyi görmeli, sezmeli, bazen masayı yönetmelisin.

Hile yapanı atmazsan oyundan, kandırılmayı kabullenip susarsan, o kazanır, her şeyini alır öyle kalkar masadan.

Rakibinin her davranışını dikkatle okumalı, yeri geldiğinde konuşmalı, sıran geldiğinde davranmalısın.

Fevri çıkışlara gelmez bu oyun. Yavaş yavaş, sakin sakin ...

Bazen büyük umutlarla çıktığın bu yoldan kaybederek döneceksin.

“Pokerde en büyük el olan Royal Flush ın gelme ihtimali 649,740 da 1 dir. “

İşte hayatta da böyle hiç olmayacak şeylerin peşinden koşacaksın belki de.

Olmadık zamanda kaybedecek, hiç olmadık zamanda kazanacaksın. Bu uzun bir oyun...

Hayat bir kumar... Ve takdir edersiniz ki, bu dünyayı en iyi kumarbazlar yönetiyor.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları