Yaşar Duru

Yaşar Duru

14 Ekim 2015 21:30:00

KİME NE ANLATSAM VE KİME NE DESEM?

Türkiye’nin kalbinin çarptığı yerde peşpeşe patlakılan iki bomba..

Kaybettiğimiz 97 cana mı yansak, 97 canın dünyaya gelmesine vesile olan 194 ebeveynin acısıyla mı dağlansak; bilemiyoruz!..

Yoksa; devletimi ve milletimi yönetme makamında bulunanların, bütün bu acılardan daha elim ve vahim olan açıklamalarına mı yansak.

Ülkede istihbarat ve güvenlik zaafiyeti bulunmadığını ispat etmek adına “Türkiye'de intihar eylemi yapabilecek kişilerin belli bir listesi var. Takip ediyorsunuz ama bunun öyle bir eylemi gerçekleştirme anına kadar müdahale edemiyorsunuz. Demokratik hak ve özgürlüklerden feragat etmeden yürütülmesi gereken bir mücadele” diyen Başbakan Davutoğlu’nun içler acısı haline mi üzülsek ve hatta gözyaşı döksek; karar veremiyoruz.

Ya 2 gün sonra Ankara Emniyet Müdürü ve 2 Daire Başkanını görevden alınmasına kuzu gibi boyun eğen İçişleri Bakanı Selami Altınok’un düşürüldüğü duruma ne demeli.

İtiraf edelim ki 17 – 25 Aralık 2013 ve sonrasında yaşananlar; sadece süreçte aktif rol alan veya aldıkları iddia edilen siyasetçilerin değil; ülkemin en ücra köşesinde televizyon izleme, radyo dinleme, gazete okuma ve hatta köy odasında konuşulanlara kulak kabartan sırıdan insanlarımızın dahi vücut kimyasını bozdu.

Gündem, o günden bu güne öylesine yoğun ve konuya dair malzemenin öylesine bol ve bereketli olmasına karşın, inanın yazmak gelmiyor insanın içinden.

Yanliş anlaşılmasın.

Yazamayışımız; öncelikle attığımız taşın ürküttüğümüz kurbağaya değdiğini pek düşünmediğimizden.

Hem herşeye rağmen yazsak bile kim okur; kaç kişi şöyle bir göz atar beynimizi limon gibi sıkıp kağıda döktüklerimize.

Yoksa; birilerinden korktuğumuzdan ya da cemaat ile iktidarın kan davasına dönen kavgasında bir tarafı tuttuğumuzdan değildir düşünce kabızlığımız. Pek emin değiliz ama, belki iş çığırından çıktığından, belki de mesleğimize saygımız kalmadığından yazamıyoruz, yazmak gelmiyor içimizden. 

Bu yüzdendir son aylarda, özellikle de Şubat 2015’ten bu yana tarihin sarı sayfalarından kıssalar bulup sizlerle paylaşmamız ve insanlarımızın zekice kurguladıkları  fıkralarla köşemizi doldurmamız, bu yüzdendir.

Asıl sebebimizi, yine bir kıssa ile anlatmamıza ne dersiniz.

Rivayet ederler ki memleketin birinde, nargile tiryakisi biz yaşlarda ya da bizden daha yaşlı ve bizim gibi veya bizim gibi nargile tiryakisi bir Hacı Baba yaşarmış.

Nekledilir ki hiçbir şeye kızmayan, kırılmayan, darılmayan; ağzından küfür namına tek kelime çıkmayan bu mübarek adam, nargilesinin ateşinden sigara yakanlara gözünü yumup ağzını açarmış.. Tepesinden tırnağına, eşiktekinden beşiktekine, ölüsüne dirisine saydırırmış..

Günlerden bir gün, Hacı Baba’nın nargilesini keyifle fokurdattığı kıraathaneye, orada bulunanların pek tanımadığı tüysüz bir genç girer. Haziruna selam verdikten sonra “buyur” edildiği ilk masaya oturur. Merhaba faslını bitirir bitirmez hemencecik asıl konuya girer adamımız.

“Sizin burda nargilesinin ateşinden sigarasını yakanlara fena giydiren bir Hacı Baba varmış” derken masalarda oturanların bakışları Hacı Baba’ya çevrilir. Kimi işaret parmağını dudağına götürerek susmasını işaret eder; kimi “ne demezsin” anlamında kafasını iki yana sallayıp durur. Kimileri de “aman aman” dercesine yaka silkerek mekanı terkeder sessizce. Herbiri Hacı Baba’nın vereceği bir tepkiyi anlatır  ballandıra ballandıra.

Genç Adam:

“-Gözünüzü iyi korkutmuş.. Şimdi ben gidip sigaramı nargilesinin ateşiyle yakacağım, bakalım tek laf söyleyebilecek mi” diyerek kalkar masadan ve soluğu Hacı Baba’nın yanıbaşında alır. Sessizce selam verir, edep içre karşısına geçip sohbete başlar. Birkaç cümlenin ardından sigarasını çıkarıp nargilenin közünde yakar. İzleyenler birazdan başlayacak küfür bombardımanından yara-bere almamak için bakışlarını önlerine ters tarafa ve uzaklara çevirirler.

Hacı Baba misafirine karşısındakı koltuğu gösterip oturmasını söyler. Arkasından koyu bir sohbet, gelsin çaylar ve gitsin kahveler. Birinci sigarayı birkaç sigara daha takip eder…

Genç Adam yine saygı jestleriyle doğrulur; Hacı Baba’dan müsaade ister. Hacı Baba misafirini akşam yemeğe bekleyeceğini söyleyerek sevgile yolcular.

Velhasıl-ı kelam, Genç Adam böylece Hacı Baba’dan zılgıt yemeden sigarasını nargile ateşinde yakan ilk insan ünvanını alarak çıkar bahçeden.

Genç Adamın oturduğu ilk masadakiler şaşkınlık içinde, çıtları çıkmaz olur. Neden sonra kendi aralarında “bu hal ne haldir” sorusuna fısıltılarla cevap aramaya başlarlar.

Hacı Baba anlar tabi, biraz önce yaşananların konuşulduğunu. Kendisini izleyenlere döner ve el işaretiyle masasına çağırır. Yaşını-başını almış memleketin bilgesi çağırınca gitmemek olmaz elbette. Hacı Baba’nın etrafında bir halka oluştururlar hemencecik. Önce çaylar içilir, hal hatır sorulur ve havadan-sudan konuşmaya girmeden Hacı Baba bir soruyla girer konuya.

“-Deminki genç adama niye kızmadım, neden sigarasını nargilemin ateşiyle yakmasına ses çıkarmadım diye merak ediyorsunuz değil mi?”

Çevresindekiler hem titrek sesleriyle ve bir ağızdan:

“-He valla Hacı Baba” demiş hem de kafalarını emme-basma tulumba misali sallayarak Hacı Baba’yı tasdik ederler.

“-Anlatayım, dinleyin. Genç Adam yanıma geldi, selam verdi evvela. Selam Allahın selamı, almasam olmaz. Aldım ve buyur ettim. Lakin oturmadı. Kulağıma eğilip ‘Hacı Emmi sen nargilenin ateşinden sigarasına yakanlara zok kızıyormuşsun, öyle duydum’ dedi. Ben de “hee” dedim.

‘Kızınca ne yaparsın” diye sordu. ‘Anasına-avradına, büyüğüne-küçüğüne, gelmişine-geçmişine basarım kalayı”diye uzaklaştırmak istedim ama, adam öyle pişkin çıktı ki.. Ne cevap verse beğenirsiniz.

“Babamı görmedim, tanımadım, anam bile kim olduğunu bilmezmiş.. Ona istediğin kadar küfret.. Anam gençliğinde önüne gelenle düşer kalkardı.. şimdi şehirde bir evi var. Hanımım, iki kız kardeşim ve teyze kızlarımı satıp ekmek parasını çıkarıyor zor da olsa.. Bana gelince, bilmem bilir misin Hacı Baba, benim gibilere büyük şehirlerde şimdi eşcinsel kimileri gay, kimi homoseksüel diyor. Demem o ki küfür edip ağzını kirletme diyorum yani..” demesin mi, dilimin ucuna gelen bildiğim bütün küfürleri unuttum.

Bilmem anlatabildik mi niçin yazmadığımızı veya  yazamadığımızı.

 

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları