Ahmet Kolsuz

Ahmet Kolsuz

27 Mart 2019 00:01:00

KRİMİNOLOJİ ve BENCİLLİK

Bir cumartesi akşamı arkadaşım(özel bir kurumda öğretmen) ile uzun zamandır görüşememenin acısını uzun bir sohbetle çıkartıyorduk. Telefonuna velisinden bir mesaj geldi: “Hocam iyi akşamlar, Büklümsu kitabını okulda unutmuş bu yüzden ödevini yapamadık. Pazartesi kitabını aldığı gibi ödevi tamamlayacağız.” Bu daha ne ki! diyerek sitem etti, daha ne sebeplerle aranıyorum: “Hocam bugün kızıma/oğluma yan gözle bakmışlar sebebini öğrenebilir miyim?” , “Hocam, bugün çocuğuma şunu sormuşsunuz fakat benim çocuğum çok hassas ve daha o konuyu tekrar etmedik.”

Bu mesajı gördükten sonra aklıma çok sevdiğim Abdullah Talayhan amcamızın, merhum Erdal İnönü ile ilgili anlattığı olay geliyor. :

-“Erdal ağabeyimiz, Gazi Lisesi’nde iken üst dönemimizdi. Ankara Atatürk Lisesi’nden gelmişti bizim lisemize” demişti.

Sebebini merak ettik ve niçin geldiğini sorduğumuzda ise:

“Erdal ağabey, lisede hocasıyla bir anlaşmazlık yaşamış. Durum babası rahmetli İsmet Paşa’nın kulağına gittiğinde herkes öğretmenin başka okula tayin edileceğini düşünmüş istemsizce. Fakat İsmet Paşa, öğretmenimiz hiçbir yere gitmeyecek oğlum başka okula nakledilecek, demiş ve oğlunu Gazi Lisesi’ne yazdırmış.”

Peki İsmet Paşa, oğlunu şimdiki velilerin çocuklarını sevdiğinden daha mı az seviyordu?

 

“Benim çocuğum çok hassas” “Benim çocuğumun psikolojisi hemen bozuluyor” “Benim çocuğuma bunu diyemezsin”…Bunlar sevgi belirtisi mi? İlgili aile profili artık böyle ve bizim mi haberimiz yok?

Çocuğum derken zaten iyelik eki sonda olduğu için aitlik bildirmiş oluruz. Peki, benim diyerek tekrar aynı anlamı neden vurgulamak istiyoruz? Çünkü gittikçe bencilleşiyoruz.

Nasıl bencilleşiyoruz? Sorusunu duyar gibiyim.

En basit bir ürün reklamında dahi artık bu bencilliğimizin bize karşı kullanıldığını görebilirsiniz. :  “Ben buna değerim” , “Her şey benim için”, “Kendini Mutlu Et”...

 

Biz bencilleştikçe ve çocuğumuzu bu şekilde yetiştirdikçe çocuklarımızı bencil ve problem çözmede yetersiz yetiştiriyoruz. En ufak problemleri olduğunda bunu kendi kendilerine çözemeyip ailelerine çözmeleri için yığıyorlar. “İlgili” anne-babalar ise hemen bahaneci bir savunma mekanizmasıyla “Benim Çocuğum” ile başlayan cümlelerle çocuklarını kurtardıklarını zannediyorlar. Her başarısızlıklarına haklı bir gerekçe uydurup hayatlarına bu şekilde devam ettiklerini düşünüyorlar. Zaman ilerledikçe ailelerin koruması altından zamanla çıkan çocuklar karşılarına çıkan sorunu nasıl çözeceklerini bilmedikleri için hırçınlaşıp önce okul arkadaşlarına karşı şiddet yoluna başvuruyor. Artık o kadar bencilleşmiştir ki niçin arkadaşına vurduğu sorulduğunda:“Ama o da bunu bana yapamaz!” diyerek o şiddeti de iç dünyalarında meşru hale getiriyorlar. Okulda şiddete başvuran anti-sosyal kişilikli çocuklarımız büyüdüğünde ise üniversitede hocasına karşı veya evde eşine ve çocuklarına karşı artık muhtemel fail konumunda hayatlarına devam etmekteler.

“Bizim zamanımızda her şey daha güzeldi, şimdiki nesil gittikçe kötüleşiyor” diye başlayan geçmişe özlemcilik anlayışı Cicero’ nun Yasalar Üzerine adlı eserinde bile görülmekte.: “Bir zamanlar tiyatrolar latif sadelikle doluydu, şimdi ise ritimlerdeki oynak değişimlere uyarak oynayan kişiler koşturuyor.” diye bir cümle geçiyor kitapta.

Sözün özü ; geçmişe özlem duyarak  şimdiyi küçümsemek o çağlardan beri günümüze gelen bir durum.Bu nedenle uyarılarımın bunların ötesinde anlaşılması gerektiğini vurgulamak isterim.Bu yazım “Bizim zamanımızda böyle miydi?” anlayışından da öte ve gelecekte toplumda meydana gelecek kriminal vakaların,uyuşmazlıkların altında yatan nedenleri araştırırken, anlattığımın da bir faktör olabileceğinin gözden kaçırılmamasını dilerim.

Aksi halde bırakın üniversitelerimizde akademisyenlerimizin acı haberlerini almayı,daha da küçük yaş gruplarıyla çalışan öğretmenlerimizin acı haberlerini almaktan korkarım.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları