Yaşar Duru

Yaşar Duru

26 Ekim 2015 21:30:00

OLAN BİZE OLUYOR!..

Kimse şu parti ya da cemaatle ilişkilendirmesin bizi.

Rabbime sonsuz şükürler olsun ki bugüne kadar hiçbir partinin ve cemaatin fanatic taraftarı, militanı veya üye defterine kayınlı mensubu olmadık; bundan sonra da olmak yahut böyle bilinip anılmak istemeyiz. 

Fakat ne var ki her kim tarafından ve her ne ad altında olursa olsun; ülkemi ve vatandaşlarımı zora sokacağı; sofrasındaki bir dilim ekmeği, peyniri veya bir siyah adet zeytini dahi olsa eksilteceği; huzurumuzu ve istikrarımızı bozacağı önceden belli olan her türlü çirkin tezgahın her zaman karşısında olduk ve bundan sonra da  tavrımız aynı olur.

Çünkü bu tür tezagahyara bir değil birkaç kez geldik milletçe.

“Kiriz” adı altında toplanan sosyal ve ekonomik çöküntüleri defalarca yaşadık bu ülkede.

Bizi “şucu” veya “bucu” diye nitelemeden once, fazla değil 12 yıl geriye gidin bizim gibi. Hafızanızı yoklayın bir. Hatta siz zahmet etmeyin biz hatırlatalım kalemimizin döndüğü kadarıyla.

ANAYASA KİTAPÇIĞI KRİZİ

Takvimlerin  19 Şubat 2001’I gösterdiği gündü ve günlerden de Pazartesi idi.

Milli Güvenlik Kurulu; diğer bir deyişle, devletin zirvesi; terörden ekonomiye ülke gündemindeki önemli konuları görüşmek ve sorunların çüzümü yolunda  hükümete tavsiyelerde bulunmak üzere  Çankaya Köşkü’nde toplanmıştı.

Toplantının başında; Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer; alışıla gelmiş ciddi ve sert üslubuyla; Başbakan Bülent Ecevit'in, Devlet Denetleme Kurulu'nun BDDK'da yürüttüğü çalışmalardan duyduğu rahatsızlığı dile getirdiği sözlerinden rahatsız olduğunu söylemişti.

Sezer, kendisine yöneltilen eleştirilerin Anayasa ve yasaları bilmemekten kaynaklandığını ifade edince, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan araya girmiş; ve biraz da haddini aşarak, hoş olmayan bir üslupla

"O Anayasayı biz de görelim, anlayalımdeyivermişti.

Ve beş kelimelik bu cümle yetmişti kızılca kıyametin kopmasına. Cumhurbaşkanı Sezer, elinde tuttuğu Anayasa kitapçığını, hiç de hoş görülmeyevek bir şekilde, Ecevit ve Özkan'ın bulunduğu yöne doğru fıllatıp atmıştı.

İşte ne olmuşsa, bundan sonra olmuştu..

Başbakan Ecevit, kalkmış ve toplantıyı terk etmişti. Hemen ardından da Türkiye'yi dehşete düşüren bir basın toplantısı yapmıştı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yanı T.C.Devletİ’nin başının "terbiye dışı bir üslupla" kendisine ağır ithamlarda bulunduğunu söylemişti.

Sonrasında neler yaşandığını hatırlayanınız vardır mutlaka.

Olayın faillerinden olan zat, yani dönemin hukukçu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, daha sonra yaşanan büyük krizin sorumlusu değilmiş gibi,  28 Ağustos 2007’ye kadar, yaklaşık 7 yıl daha Çankaya’da oturmaya devam ederek ibretlik kararlara imza atmış…

21 Şubat 2001 Krizinin keskin nişancı tetikçilerinden Hüsamettin Özkan, dönemin başbakanı, genel başkanı, hamisi ve manevi babası Bülent Ecevit’I 2002’de DSP’den ve bakanlıktan istifa ederek sırtından vurmuş ve İsmail Cem ile yeni Türkiye Partisi’ni kurmuş…

Kapalı kapılar ardında yaşanan krizi, yaptığı basın toplantısında sarfettiği sözlerle kamuoyuna duyurarak daha da derinleştiren Başbakan Bülent Ecevit, 16 Kasım 2002’ye kadar ve ABD’den ithal ettiği Bakan Kemal Derviş ile birlikte hükumeti ve sosyoekonomik krizi hasta yatağından yönetmeye çabalamıştı…

Özetlersek; krizi yaratanlara kriz sürecinde de sonrasında da pek birşey olmamış; 3 Kasım 2002’de halkın tokadının dışında bir fiske vuran bile çıkmamıştı.

Peki ne olmuştu derseniz; özetleyelim.

  • Olan bu ülkeye ve 70 milyon küsur yurdum insanına olmuştu. Bana, sana, ona; tek kelimeyle bu millet olmuştu.
  • Zaten iyi olmayan ekonomik dengeler, 17 Ağustos 1997 Marmara Depremini yaşayan şehirlere dönmüş;
  • Repo faizleri gecelik yüzde 700’leri aşmış;
  • Krizi hisseden büyük patronlar ve bankalar, Merkez Bankası'ndan bir gecede 7.6 milyar dolar çekmiş;
  • Borsa bir günde yüzde 14.6 oranında düşmüş;
  • 3.5 milyar dolarlık net sermaye ekonomik faaliyetten çekilmi
  • Kriz öncesi 670 bin TL olan dolar, Nisan ayında 1 milyon 161 bine fırlamış;
  • 510 bin kişi işsizler ordusuna katılmış
  • Ve Türkiye 2001 yılında yüzde 9.5 oranında küçülmüştü.             

Son yıllarda yaşayageldiğimiz iç ve dış olayların; terörün, seçimlerin, geçici hükumet modelinin,  paralelci yaftası ile gerçekleştirilen baskın, gözaltı ve tutuklamaların meri hukukun veya demokratik yönetim anlayışının gereği ve sonucu olmadığını söylesek de pekçok kimsenin inanmayacağını biliyoruz.

Ve altını çize çize diyoruz ki;

  • Lütfen elinizi vicdanınıza götürün, “Bu kavganın galibinin –veya mağlubunun- kim veya kimler olacağını bir daha görün. 1 Kasım 2015 Pazar günü sandığa gittiğinizde oyunuzu  yakın geçmişte yaşadıklarımızı  gözlerinizin önüne getirerek oyunuzu kutlanın.
  • Kaybedecek olanın Türkiye ve 78 milyon yurdum insanının olacağını” düşünün.

 

 

 

 

 

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları